Travesti , ayrımcalıkların şehri Ankara da gay bar

Travesti , ayrımcalıkların şehri Ankara da gay bar

Ankara’nın seveni azdır. Gri derler, sıkıcı derler; bürokrasi kenti, eğlence sıfır derler. Neredeyse bir ayrımcılık temeli olarak kabul edilebilecek bir şehirdir Ankara. Gelin görün ki “bozkırın ortasında” eşine kolay kolay rastlayamayacağınız bir ortaklık doğdu. Bir travesti , heteroseksüel bir ailenin işlettiği LGBTİ dostu bir mekâna ortak oldu. Biz de Ankara’nın göbeğinde, Konur Sokak’ta, başlayan bu ortaklığı konuştuk.
Ankara’da neden olmasın?
Savoy aslında yeni bir mekân değil, son 1 yıldır faaliyet gösteriyor. Başlangıçta Ali Bey’in eşi ve çocuğuyla birlikte yürüttüğü heteroseksüel bir “aile işletmesi” olsa da aile tanımı dışlayıcı travesti haberleri olmayan bir yer.
Ali Bey ve ailesi Almanya’da geçen yıllarının ardından Türkiye’ye kesin dönüş yapıyor. Almanya’da da yaptıkları gibi eşcinsel dostu bir mekân işletmek istiyorlar. Fikir ise oldukça basit:   Ankara’da neden olmasın?
“Eşcinsel dostu”ndan “hetero dostu”na doğru
Ali Bey “Eşcinsellerin rahat oturabileceği, tanışabileceği bir ortam yaratmaya çalıştık ve başarılı olduk. Bunu daha da ileri taşımak istiyoruz” diyor.
Savoy’a Konur Sokak’tan baktığınızda istanbul travestileri  gökkuşağı renklerindeki camlarını ve elektronik tabeladaki travesti  sembollerini görebilirsiniz. Tavırlarını açıkça belirtmeleri işe yaramış olacak ki zamanla “eşcinsel dostu” yerine “hetero dostu” bir mekâna dönüşmüşler.
Eşcinsel gençlerin aileleriyle gelebileceği bir mekân
Heteroseksüel bir ailenin eşcinsel dostu bir mekân işletmesi çevredeki esnafı başlangıçta şaşırtmış ama Ali Bey “eşcinselliğin Türkiye’de de doğru bir şekilde karşılanmasını istiyorum,” diyor.
Eşcinsel dostu bir mekânın kâr amaçlı açılması halinde batacağından emin duruyor Ali Bey. Gençlerin aileleriyle de gelebileceği sakin ve eğlenceli bir yer olarak kalmak istiyor. Alkol satışı yapıldığı için de 18 yaşından küçükleri almıyor.
LGBTİ camiasıyla daha iyi iletişim kuracak biri
Savoy’a ortak bulma düşüncesi ise LGBTİ camiasıyla daha iyi iletişim kurabilecek birini bulma ihtiyacından ortaya çıkmış. Bu iş Marilyn Savoy için “biçilmiş kaftan” olunca Ali Bey ve ailesi ile ortaklık başlamış.
Bu yeni ortaklığın şerefine dün akşam Savoy’da bir kutlama yapıldı. Marilyn de mekâna dair planlarını travesti resimleri paylaştı.
“Önemli olan birlikte oturabilir hale gelmek”
“Amaç LGBT bir kafe açmak değil; amaç heteroseksüel insanlarla LGBT bireyleri kaynaştırabilmek ve onların bir şeyler öğrenebilmesini ya da alışabilmesini sağlamak,” diye anlatıyor Marilyn.
“Biz sadece LGBT mekânıyız deyip gettolaşırsak bizim için bir farkı olmayacak. Önemli olan hem heteroseksüel, hem de LGB ankara travestileri  camiayı birlikte eğlenebilir, oturabilir, sohbet edebilir hale getirebilmek.”
Transların kapı dışarı edilmeyecekleri bir mekân
Trans kadınların pek çok mekândan kapı dışarı edildikleri malum. İşletmecinin kendisinin trans olması insanların cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılık yaşayacakları endişesini azaltacaktır, diyorum Marilyn’e.
“Evet, geçen hafta cumartesi Kırşehir’den bir trans arkadaşımız geldi, solistmiş. Burada şarkılar söylendi. Rakılar içildi. Diğer trans arkadaşlara da ulaşırsam gelecekler, birçok trans birey geliyor,” diye anlatıyor. Müzik, dans ve etkinlik gibi önerilere kapıları sonuna kadar açık:
“Biz şunu yapmak istiyoruz denirse buyurun gelin derim. Onlar ne istiyor, biz ne verebiliriz konuşuruz. Burası hem LGBT’lerin, hem de heteroseksüellerin kendini gösterebileceği bir yer.”
Savoy’da ayrıca bir oda LGB travesti İ örgütlerine ayrılacak. Marilyn, dernek yayınlarına yer vermenin yanı sıra ortak etkinlikler düzenleme konusunda da istekli.
“İnsanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum”
Ticarî kaygıları ön planda tutan bir işletme olmadıklarını Marilyn de vurguluyor:
“Ben sırf burada insanlara görünebilmek için bir tane kola ile akşama kadar oturan biliyorum, elbette otursunlar. Bunlara sonuna kadar açığız. Öyle ticarî bir kafayla hareket ediyor olsaydık bunlara müsaade etmezdik. Bunun yanında transfobik bir mekân olsaydı, ben bu işin içinde olmazdım. İnsanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum.Alıntıdır.

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir milyonluk şehirde yüzyirmibin travesti

Bir milyonluk şehirde yüzyirmibin travesti

"Türkiye'de kaç tane eşcinsel var?!" diye bir soru olabilir mi tanrı aşkına? Eşcinsellik, kadın veya travesti erkek gibi cinsiyete dayalı sayılabilen bir şey değildir ki. Belki eşcinselliğin tam anlamıyla normal karşılandığı bir dünya olsa, herkes kendini keşfedip, kendisiyle barışıp, cinsel yönelimini netleştirerek rakamsal bir veri oluşmasını sağlayabilir ama heteroseksist ve homofobik dünyada ne kimse kendisiyle tam anlamıyla barışır, dolayısıyla ne de tam anlamıyla ben eşcinselim diyebiliyor; ben biseksüelim diyor, ben aktifim diyor, eşcinselliğin cinsellik boyutunu yaşamadığı için aseksüelim diyor, fantezi amaçlı travesti ilişki yaşıyorum ama eşcinsel değilim diyor… diyor da diyor. Bir kere cinsel kimlikler bilinmiyor hem LGB istanbul travestileri İ'ler tarafından, hem de heteroseksüeller tarafından. Hele gerçekten şu LGBTİ kısaltması insanların cinsel kimlik algısını tamamen karıştırdı; cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğinin ayırdında olmayanları iyice bilgi cahili yaptı bu konuda. LGBTİ kısaltması cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri, yani eşcinselliği ve transseksüelliği kapsıyor ama LGBTİ denilince geçmişte olduğu gibi insanların aklına kadınsılık geliyor, travestilik geliyor. Mesela soruyorlar bana, "Denizli'de kaç tane LGBTİ var?" diye. Ben de diyorum ki, "Şu yerde veya bu yerde şu kadar travesti siteleri  veya bu kadar LGBTİ var diyemeyiz. Sadece bulunulan ortamların özgürlük derecesinin belirlediği bir görünürlük, açık olma durumu vardır. Ama bir eşcinselin de alnında yazmıyor ki eşcinsel olduğu. Yani feminen olmak zorunda da değil eşcinseller işaret edilecek şekilde. Sanırım siz travestileri kasdediyorsunuz LGBTİ olarak. Onlar da LGBTİ'lerin temsilcisi değil ki. Burada cinsel kimlik ankara travestileri  bilgisizliği devreye giriyor yanlış tanımlamalara, yanlış algılara, yanlış sorulara sebep olan. Bilimsel verilere göre % 12 oranında eşcinsellikten bahsedilir. Mesela buna dayanarak 1 milyonluk şehirde 120 bin eşcinsel yaşıyor denebilir. Ama bunun dışında kalanları nasıl ayırt edeceğiz? Bunun transı var, kendini biseksüel olarak tanımlayanı var, kendini bastıran var, kendisiyle barışamayan var, kendisinden nefret eden var, kendisini yani ne olduğunu bilmeyen-kendisinden bihaber olanlar var. Heteroseksüel, yani erkek veya kadınım diyenin bile bir gün kendini keşfedip eşcinselliğini yaşamayacağının garantisi yok ki. Yani herkes az veya çok potansiyel bir LGB travesti haberleri İ olabilir. Heteroseksist, homofobik ve dolayısıyla insanların kedisini ifade edemediği ve bu konuda bilgisiz bir toplumda LGBTİ'lerin azınlık olarak görülmesi ve adet olarak sayılmaya kalkışılması kaçınılmaz. Ama herkes kimliği konusunda açık olsa ve LGB şişli travesti İ'ler normal karşılansa, kimse kimseyi ötekileştirmeyeceği için, 'Kaç adet LGBTİ var?' diye sorma ihtiyacı bile hissetmez. Bu tür sorular bile başlı başına bir ötekileştirme unsuru aslında.".Alıntıdır.

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , bilgisayarda kalan geçmişi silmeliydim

Travesti , bilgisayarda kalan geçmişi silmeliydim

Korkuyordum. Yine mi? İlkokulda top, lisede travesti , peki üniversitede ne olacak? Üniversite okumamaya karar verdim. İstanbul'a annemin yanına gittim. İçim içimi yiyordu, cinsel isteğim başa çıkılamaz hale gelmişti. Denemek istiyordum. Bir erkeğin tenine dokunmak nasıl bir şeydi onu yaşamak istiyordum. Anneanneme yatılığa gittim iki günlüğüne, sabah dayım işe gidiyordu, canım sıkılmasın diye de bilgisayarını götürmüyordu işe. Eşcinsellerin yoğunlukta olduğu bir sohbet ağı var, bilen bilir. Oraya girip başladım çevremde arayış yapmaya. Kartal'dan biriyle şişli travesti tanıştım ve ertesi gün anneanneme ben gidiyorum deyip çıktım evden. Anneme akşam üstü geleceğim dedim ki adam ile zaman geçirebileyim. Neyse buluştuk, tanıştık… Arabasıyla gelmişti, yaşı yirmidört-yirmibeş falandı. Bir kaç saat sonra ilk hamleyi ben yaparak dudağından öptüm, o da karşılık verdi ve sevişmeye başladık. Ben cinsel organını deliler gibi merak ediyordum, aceleci davranıp elimi götürdüm, sonra beni durdurdu. ''Öpüşelim, sevişelim ama daha ileri götürmeyelim, yaşın küçük, pişman olacaksın'' dedi. Ne pişman olması? Deliler gibi istiyorum! Merak ediyorum. Bunun için anneme yalan söylemişim. Neticede ikna ettim onu ve oral yolla ilişkiye girdik. Bir anda dayımın bilgisayarındaki geçmişi silmeyi unuttuğum aklıma geldi, eve gidene kadar dudağımı yiye yiye bir hal oldum. Neyseki sorunsuz geçti o gün. Üç gün sonra anneme Şahika Yücel'in travesti hakkındaki bir videosunu izlettim. Çevremde hiç  istanbul travestileri yoktu, bir tek Bülent Ersoy vardı. Onun da o dakikaya kadar ameliyatlı olduğunu bilmiyordum. Zaten kafamdaki ideal imaj o değildi. Erkeklere ilgi duyuyorum, eh top-ibne zaten kadın gibi olunca deniyor, demek ki ben eşcinselim dedim. Annem hemen yapıştırdı videonun ardından soruyu; ''Cevabını biliyorum ama yine de senin ağzından duymak istiyorum. Eşcinsel misin?''. Önce utandım, sıkıldım ama nihayetinde cesaretimi toplayıp, ''Evet, anne eşcinselim'' dedim. Sonra saatlerde üzerine konuştuk, o bana beni anlattı, ben ona benim bilmediği yönlerimi. O gün daha önce hiç olmadığı kadar huzurlu bir şekilde koydum yastığa başımı. Sabahında bir sürü video izlettim anneme ardı ardına, çok sakindi, çok sahiplenici. Aradan kısa bir zaman geçti ki annem ben dışarıdayken arayıp hemen eve gel dedi. Eve gittiğimde annem yarı bilincini kaybetmiş, sinirden eli ayağı titriyordu. Dayım bütün yazışmalarımı anneme olduğu gibi anlatmış. Yazışmalar cinsellik üzerineydi hep ve şuan kendime yakıştıramadığım bir üslupla travesti resimleri yazılmış şeyler. Annem bilgisayarımı aldığı gibi ortadan ikiye ayırdı, neye uğradığımı şaşırdım. Annemi ilk defa o kadar sinirli gördüm hayatımda. Annemden ilk tokatı o gün yedim. Sonra kendimi onun yerine de koymadım değil. Onsekizine yeni girmiş evladım internette biriyle tanışıp buluşuyor ve oral seks yapıyor… Bu kadar tepki vermesem de çok üzülürdüm herhalde. Eşyalarımı topladığım gibi ertesi gün babamın yanına gittim. Orada farklı bir atmosfer. Annemin tokat atmasını sorun etti baba tarafı. Malum anne-baba ayrı olunca her iki taraf da birbirinin açığını arar genelde. Bir kaç gün de öyle geçti, sonra annemin ikinci eşinin çirkeflik yapası gelmiş annemi bir güzel doldurmuş bana karşı, bir süre sonra babamın olduğu şehre geldiler annem ile ikinci eşi, orada da aynı muhabbetler. Ses desibeli kulak zarı patlatacak düzeyde. Sonrasında yaklaşık üç ay kadar annemle görüşmedim. Utanıyordum. Daha sonra o ilk adımı attı ve aradı. Hiçbir şey olmamış gibi. Sanki hiçbir şey yaşanmadı. Ben işe girdim, çalışmaya başladım bir yıl kadar çalıştım. Bu sürede kendimi tanımaya başladım. Travesti haberleri  bir kadın olduğumun bilincine vardım. Üzerine bolca araştırma yaptım. Emin olana kadar yerli-yabancı bütün kaynakları inceledim. Unisex kıyafetlere geçişim burada başladı. Saçlar uzadı, şortların boyu kısaldı, kaşlar daha kavisli alınmaya başlandı. Bir ileriki aşama saç boyamaydı, onu da yaptım. Babam gayet normal bir şekilde karşıladı, annem de işte iki üç laf söyleyip susuyordu. Ablamla da tartışıyorduk ama daha sonra can ciğer kuzu sarması oluyorduk hemen eskiden olduğu gibi. İşten ayrılıp dersaneye yazıldım.Bir yılı daha unisex olarak dersanede geçirdim, sonra sınava girdim ve İstanbul Üniversitesi'ni kazandım. Kafamda milyonlarca plan! Sonunda senelerdir hayalini kurduğum bedene kavuşmama bir adım daha yaklaşmıştım. Üniversite demek, LGB travesti ,  ankara travestileri I camiası ile iç içe olmak demek. Üniversite demek, özgürlüğüne bir adım daha yakın olmak demek. Kararlıydım ben olmaya. Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin dedim kendi kendime..

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti her polisle muhatap olmak durumunda kaldım

Travesti her polisle muhatap olmak durumunda kaldım

Suriye’den Lübnan, Sudan ve nihayetinde İstanbul’a uzanan bir kaçış ve zorunlu göçün travesti “kahramanı” eşcinsel genç Maher’in hikayesi: Suriye’de savaş, İstanbul’da ise Suriyeli ve eşcinsel kimliğine dönük çifte ayrımcılıkla sarmalanmış bir hayat…
Suriye’de yaşanan savaş ve IŞİD saldırılarının ardından milyonlarca Suriyeli doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Kimisi Avrupa yollarına döküldü, çok sayıda kişi yakınlarını hem savaşta hem de bu yolculuklarda yitirdi.
Kurtuluş’ta bir kafede konuştuğumuz Maher Daoud da yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan milyonlarca kişiden biri. Lazkiye’de başlayan hayatının 23. yılında yaşadığı şehri terk etmek zorunda kalmış. Lazkiye’den Lübnan’a; oradan Sudan’a ve nihayetinde İstanbul’a uzanan bir göçün hikayesini anlatıyor Maher. Hızlı hızlı konuşuyor, sanki peşimizden biri kovalıyormuşçasına her şeyi bir çırpıda anlatmak istiyor…
“Sanat, nefes almak demek”
Şimdi 24 yaşında olan Maher, sanatçı bir eşcinsel genç. Suriye’de mimarlık okumuş. Ancak savaş koşullarından dolayı okulu bitiremeden kaçmak zorunda kalmış. Bir yandan da suluboya ve akrilik çizimler yapıyor. Maher, çizimlerinin her birinde bir travesti hikayesinin saklı olduğunu söylüyor. Maher’e göre sanat, nefes almak demek. Suriye’de bir “gey yaşantısı” olmadığı için, sanat nefes alabildiği tek alan.
Lazkiye’deki durumu soruyorum. Maher, Lazkiye’de yaşamanın “korkunç” bir şey olduğunu söylüyor:
“Lazkiye Beşar Esad’ın şehri. Haliyle, baskı her zaman çok yoğundu. Konuşmak, bir şeyler yapmak neredeyse imkansız. Sanatta da durum böyle. İkinci sergimi açabilmek için çok uzun zaman uğraşmak durumda kalmıştım. Çok fazla yerden imza almanız gerekiyor. Karakoldaki neredeyse her polisle muhatap olmak durumunda kaldım. Bütün resimleri inceliyorlar ve kimilerini ‘uygun’ bazılarını ise ‘uygunsuz’ buluyorlar. Sürekli, neden böyle resimler yaptığımı sordular. Beşar Esad’a karşı olup olmadığımı öğrenmeye çalışıyorlardı.”
Maher politikadan bahsetmeyi sevmiyor. Bunda “Suriye’de politika hakkında konuşmanın haram” olması da etkili. Politikanın hiçbir şeyi değiştirmediğini düşünüyor. Daha fazla sanat istiyor.
Savaşla birlikte işler çok daha zorlaşmış. Suriye’de Esad, ÖSO ve IŞİD’in savaşmasının her şeyi çok daha kötüleştirdiğini söylüyor. Maher’e göre, “özgürlük” için başlayan isyan başlarda çok güzelmiş. Ancak Esad’ın katliamlara başlaması ve devamında Esad karşıtları da aynı yöntemleri kullanmaya başlamasıyla her şey değişmiş.
“Esad olmasa da Suriye’de kalamazdım, IŞİD var!”
Maher; Esad, ÖSO ve IŞİD’in baskıları ve katliamları sonucu gerçekten özgürlük isteyen insanların ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını hatırlatıyor. Suriye nüfusunun 24 milyondan 18 milyona düştüğünü ankara travestileri  söylüyor.
“Esad olmasa da Suriye’de kalamazdım ben. Eşcinselim ve IŞİD’in doğrudan hedefiyim” diyen Maher, katliamlara rağmen “özgürlük” umudunu yitirmemiş. Herkes için özgürlük düşünün çok zaman alsa da, gerçekleşebileceğini söylüyor. ÖSO’nun özgürlük adı altında sadece Sünniler için bir yaşam kurmak istediğini; Esad’ın ise tam tersini yaptığını hatırlatıyor: “Özgürlük böyle bir şey değil. Bir dinin ya da mezhebin hakimiyeti özgürlük olamaz. Seküler, çok kültürlü bir atmosfer özgürlüğün olmazsa olmazı.”
Lazkiye sokaklarında polis tacizi
Savaşla birlikte Lazkiye’deki her sokağı polis işgal etmiş. Polislerin sürekli kimlik kontrolü yapması ise eşcinselleri çok yakından etkiliyor:
“Eşcinselsen, eşcinselsindir. Bunu biliyor elbette polisler. Saklamak mümkün değil. Sürekli polis tacizi altında yaşamaya çalışıyorsunuz. Arkadaşlarım polis şiddetine maruz kaldı. Ve bu durum artık çok rutinleşmişti.”
Lübnan, oradan da Sudan’a kaçış
Savaşın bütün baskılarına ve homofobiye rağmen Maher, bir parçasını Suriye’de bıraktığını söylüyor. Suriye’den çıkışını ise şöyle anlatıyor:
“Suriye’den Sudan’a gitmeye çalışıyordum. Bunun için ise önce Lübnan’a gitmem gerekiyordu. Suriye’den çıkabilmek hakikaten çok zordu. Zorunlu askerlik gibi bir sorun Türkiye’de olduğu gibi, Suriye’de de var. Askerlik yapmadığım için, ülke dışına çıkışımı engellemeye çalıştılar. Öğrenci olduğum için bir şekilde çıkabildim. Seneye askerlik yapacağım, dedim.
“Suriye sınırından geçip Lübnan’a gidebilmek için 400 dolar ödedim. Lübnan’a vardığımda da sorun yaşadım. Tripoli’de de savaş bekliyordu beni. Nihayetinde bütün bu keşmekeşten sıyrılıp, Sudan’a bilet aldım. Herhangi biri gibi Sudan’da oturum iznimi de aldıktan sonra, bir süre orada yaşadım. Ailem de Sudan’a geldi.”
Sudan’da çifte ayrımcılık
Sudan’da ise Maher hem Suriyeli olmasından hem de eşcinsel kimliğinden ötürü çifte ayrımcılıkla karşılaşmış: “Dürüst olalım, Sudanlılar ile biz aynı ulustan değiliz. Derimizin renginin biraz daha açık olması sorun yaratıyor. İnsanların bakışlarından bile travesti siteleri  anlıyorsunuz bunu. Yine eşcinsel kimliğimden ötürü de Sudan benim için yaşanabilir bir yer olmaktan çıktı. Abartmıyorum, bir kez otobüste neredeyse üç kişinin tecavüzüne uğrayacaktım. Kendimi zor dışarı attım.”
İstanbul… Ayrımcılık sürüyor
Maher, Sudan’da yaşadıklarından sonra “birazcık daha saygı görmek” için Türkiye’ye gelmeye karar verir. Bulmayı umduğu “saygı” ise İstanbul’da pek yok…
“İstanbul’da Suriyeli olduğunuzu söylerseniz, ‘Aman Allah’ım, Suriyeli misin? Lütfen öl’ tepkileriyle travesti resimleri  karşılaşıyorsunuz. Olumlu yaklaşan insanlar da var tabi ama Suriyeli olduğumu öğrenince onları öldürecekmişim gibi yaklaşanlar, ‘IŞİD’li misin’ diye soranlar da var.
“Yine Türkiye’nin Suriye’ye çok benzediğini gördüm. Suriye’de de Alevi ya da Sünni veya Hıristiyan olmanız büyük önem taşıyor. Buradaki insanlar da bana sürekli dinimi, mezhebimi soruyor. Ona göre benle konuşup konuşmayacaklarına karar veriyorlar.”
Bir İstanbul “gerçeği”: Sokak tacizi
İstanbul’da eşcinsel olmanın nasıl bir şey olduğunu sorduğumda ise duraklıyor. Sonrasında şişli travesti gözlerimin içine bakıp, “Tek kelimeyle, zor” diyor. Sokakta tacize uğradığını anlatıyor. Türkçe’de öğrendiği ilk kelimeler, “Gel gel” ve “Siktir git” olmuş: “Bu kelimelerin anlamlarını çok bilmiyordum ama sokağa çıktığımda insanlar arabalarından sarkarak ya küfrediyorlar ya da taciz ediyorlar.
“Suriyeliysen ikinci sınıfsın”
Uğradığı taciz ve saldırıların sayısını unuttuğunu söyleyen Maher “meseleyi daha iyi anlamamız için” sadece bir tanesini aktarıyor:
“Hiç unutmuyorum, bir gece arkadaşlarımla dışarıdaydım. Onlardan ayrıldım ve eve dönüyordum. Birden bir arabanın içinden çok sayıda adam çıktı. Beni takip etmeye başladılar. Ne yapacağımı bilemedim. Çevreye baktım polis var mı diye ama o an İstanbul’da Suriyeli bir eşcinsel olduğumu tekrar hatırladım. Polis olsa bile beni korumazdı ki? Türkiyelilere göre ben bir mülteciyim ve onlardan aşağıdayım. Ne yapacağımı bilemedim, koşarak kaçtım.”
“İspanyol taklidi yaptım”
İstanbul’daki Türkiyeli eşcinsellerin de Suriyelilere yaklaşımlarının çok “kucak açıcı” olmadığını belirtiyor Maher. Her ne kadar ev arkadaşı olan eşcinseller kendisine Türkiye’de istanbul travestileri olmak hakkında çok yardımcı olsa da; kötü deneyimler de travesti  yaşamış:
“Suriyeli demek Arap demektir. Ve Türkiye’de Avrupalı göçmenlere, turistlere çok fazla saygı gösterilirken; bizlere öyle yaklaşılmıyor. İspanyol ya da İtalyan olmak çok muhteşem bir şey olarak görülüyor. Hayatta kalma kartım genelde İspanyol olduğum yalanını söylemek oluyor. Adımı soranlara Pedro diyorum bazen. Pedro olarak tanıdıklarında hiçbir sorun çıkmıyor. Sonrasında, Suriyeli olduğumu ve adımın Maher olduğunu söylüyorum. O zaman yaklaşımlar ve bakışlar değişiyor.
“Bir yandan da herkes bana ‘Suriyeli gibi değilsin’ diyorlar. Benim iyi birisi olduğumu vurgulamak için yapıyorlar kendilerine göre. Ama ben Suriyeliyim ve bundan. travesti  haberleri utanmıyorum.”
“Suriyelisin sen, istediğin yere şikayet et, hiçbir hakkın yok”
Son sorum ise belki de Maher için şu anda en önemli konu hakkında oluyor. Nasıl para kazandığını soruyorum. Maher, Lazkiye’de zengin bir ailenin çocuğu olarak yetiştiğini anlatıyor. Ancak eşcinsel kimliğinden ötürü ailesi onu bir daha görmek istemediğini söylüyor. Şu anda ailesi Sudan’da ve herhangi bir maddî destek alamıyor.
İstanbul’da ise iş bulamıyor. Çalıştığı bir dükkanın sahibi iki haftalık parasını vermemiş. Asgarî ücretin çok daha altında ücretlere çalışmayı kabul etmişken, onu bile alamıyor Maher. İtiraz ettiğinde ise, “Suriyelisin sen, istediğin yere şikayet et, hiçbir hakkın yok” diyorlar.
Maher için tek iş olanağı seks işçiliği kalıyor. Bir de yaptığı resimlerin satılması ihtimali. Seks işçisi olmakla ilgili herhangi bir sorunu olmadığını söylüyor Maher. Yine de başka bir iş olsa onu tercih edebileceğini ekliyor: “Bedenimi satmıyorum. Bedenim hâlâ benim. Benim kalmaya devam edecek. Ama başka iş olsa, orada çalışmayı tercih edebilirim.”Alıntıdır ..

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti ben bir kraliçeyim herkes haddini bilsin

Travesti ben bir kraliçeyim herkes haddini bilsin
Melek güzelliğinde benim kızım. Hayatıma bir bombardıman gibi girdi. Hayatımı darmadağın ettikten travesti sonra, alanlarını bir başşehir coğrafyalamasıyla belirledi. Başlangıç olarak gardrobumdan, yatağımdan ve dizüstü bilgisayarımdan vazgeçtim. İlişkimiz öyle başlayabildi. Sonra boş durmadı. Hınzır gözlerindeki kılıçların kirpiksi merasimine kandım;  beni kendine anne etti. Boş durmadı. Yanıma bir baba uydurdu. Bazılarımızın babası memelidir. O ispatlayabilir. Hafta sonları babasında kalıyor. Beni babasına şikayet ediyor. Akşamsefası teyzesi var onun. Onun sevgisi akşam vakti elde edilir. Ona cilveler yapar, nazlanır. Yemekler, kıyafetler aldırır.
Geldi, “Ömrüme ömür katsalar istemem” dediğim aileyi bir sofra gibi ortamıza kuruverdi. Akrabayı taalukatı bir çırpıda teşkilatlandırdı. Memeli ve kocası olan bir baba. Akşamsefası teyzesine de diyecek şişli travestileri yok. Eski kocası ve eski kocasının sevgilisi ve dahi yeni kocasıyla birlikte o, bir köpeğe insanlık ediyor. Kızımın teyzesi de, babası da sağlam.
Gülşen’in bir teyzesi daha var. Bir leş. O ne kadar çok severse, Gülşen o kadar. Ötesi yok. Gülşen’in öteki teyzesi ve Gülşen, akşam olunca aynı evin kapısından giriyor.
Bıraktım kendimi bu yumağın içine. Babasında kaldığı günler, beni şikayet ediyor. Kimlerle seks yaptığımı bir bir anlatıyor.

Garip bir şekilde beni heteronormlaştırıyor. Al bir de çocuk ilişkisi; benim hep geç kaldığım şey. Yusuf onun kankası. Geçenlerde iki arkadaşıyla birlikte geldi; ona kutlu doğum gecesi yaptılar. Benim doğum günüm olsa bu kadar rafine bir topluluğu bir araya toplayamazdık. Ofis çalışanlarının hepsiyle farklı kodlanmış bir ilişki üzerinden arkadaş. Bora, onu akşamları eve bırakmakla travesti haberleri  ödüllendirildi. Hande aramıza en son katıldığından, bir tertip aşağıda. Çömezi onun. Çünkü Gülşen, daha önce başladı. Hande’yi sevdiğinde Bilge, Hande’yle birlikte korkuyor. Hande’ye baktığında Gülşen, en son mıncıkladığı kediyi hatırlıyor. Tuhaf bir şekilde, Gülsen ve Yusuf’la, Sezen ve Murat’la ilişkisi olgun. Seviyeli bir ilişki tesis edilmiş. En hakikatli aşkı Çağdaş. Güzellik mevzuu bahsinde herkes onun, en az Naz kadar iddialı olduğunu bilir. Naz mı? Naz, Ankara’nın en güzel, ikinci kızıdır. Yani en az ikinci… Naz’ın ikinciliği, Gülşen’le rekabetinden gelir. Gülşen’in nazarında Naz, Çağdaş’la gereksiz bir yakınlaşma içindedir. Çağdaş’a nispet edilen şeyi, varın siz tasavvur edin.
Gülşen’le olan ilişkime, en garip tepki annemden geldi. Hep, “Erkek ol. İleri dönme, geri dön ve bir çocuğun olsun” derdi. Benim gibi bir hayırlı evlat, annesinin dediğini kulak ardı etmez. Derhal harekete geçtim. Erkek olamayışım bile beni çocuk sahibi olmaktan vazgeçiremeyecekti. Gülşen kendini bize, bir müjde ankara travestileri olarak verdi. Aynı müjdeyi anneme cereyan iletir gibi ilettim. Gülşen’i evlatlığıma almak için girişimlerde bulunduğumu söyledim. Anneme Gülşen’i anlattım. “Tıpkı benim gibi” dedim; “Travesti bir kadın.” Hem canım, ne idüğünü bildiğim bir çocuğu büyüteceğim. Gerçi Gülşen’in hangi çağlarda olduğunu söylemedim ama o, henüz tuvalet alışkanlığı kazanmış bir çocuğun gıyabında konuştuğumuzdan emindi. Çıldırdı. “Madem o kadar paran var, yeğenlerin ne güne duruyor?” dedi. Gerçi temizlikçim de farklı düşünmüyor. İstemeden misafirliğe yakalanmış kulaklarımın duyduğuna göre, “Aç köpek” diyor benim için; “Bir de çocuk almış…” Onlara “aç köpek” yakıştırmasını iade edemiyorum. Ciğerime kadar bilirler. Ama 45 yaşımdayım. Heteroseksüel birisi olsaydım, seçimim hiç kimse nezdinde sorun teşkil etmeyecekti. Annemi, Gülşen’in ne idüğü, çıldırttı. Miras hakkının tehdit altında olduğunu düşündü. Hep zararlı işler yaptığımı düşünmüşmüş zaten.
Canım anneciğim, ki, Türkiye Cumhuriyeti bana evlat edinme hakkı falan vermez. Adli sicil kaydımda yazanlar, bana evlatlık verilmemesi travesti siteleri hususunu endişeye mahal bırakmayacak şekilde zaten garantiliyor. Bunu ben de biliyorum. Ama devletin bile karışamayacağı, başka bir ilişki var burada. Anne, devlet bize karışmaz, çünkü bizi teşhis edemiyor. Kafası, var bulunduğumuz konusunda bile karışık. Gülşen’i alıp nereye koyacak mesela? Yok öyle bir yer. Benim yersizliğimin tıpkısı. Uzayda yer kaplamayan bir cisim, nasıl var olabilir?
Gülşen beni bir aile kurmaya tekrar ve tekrar travesti zorluyor. İlk karşılaşmamızda, istanbul travestileri Survive koşullarını derhal ve tamamen anladım. Canım annemiz, Ebru Kırancı kendisine mukayyetti. Yetebildiği, yetişebildiği kadar… Hangi birine yetersin. Yetemezsin. Canım Ebru annem, seni geç anladım.
Tam burada işte, kuir teorisi, feminist paradigma, LGB hareketi ve Anarşizm hatta, geçiliyor; geride kalıyorlar. Bu durumu anlayamıyorlar. Ebru Kırancı’ya neden “anne” dedim acaba? Merak etseniz yeridir. Burcu ve İlayda, trans misafirhanesinin, balatası sıyrılmış, frensiz misafirleri. Survive’ları Ebru Kırancı’dan veresiye yazdırıldı. Ebru Kırancı Kürt olduğu kadar, ateisttir de. İkisi birbirinden bayağı kesirlere payda. İşler düşler çarpılıyor. Hesap böyle. Yani Ebru anne, cennete gitmek için yapmıyor bunu; umarım, anlatabiliyorum. Biyolojik kadınlara, anne olmayı öğretiyor. Hem sakat hem Kürt çocuklar kadar, Kürt olduğu kadar sakat çocuklar da ona "anne" diyor. Ebru gibiler öğretiyor bize anne olmayı. İstanbul’da travesti kabul etmiş ilk hastane, iki yabancıyı Ebru sayesinde tanıştırmıştır. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları, verdiği sözü tutamadı. Burcu şizofreni tanısıyla yatıyordu. Hastaneye verilme şartı, ailesinden korunmasıydı. Burcu’dan üç aydır haber alınamıyor. Ağabeyiyle birlikte, bilinemeyen bir yöne doğru kaçarken görülmediler. Ebru Kırancı, devletin yaptığını yapmaz. Çocuğunu, onu öldüreceğini bildiklerine teslim etmez.
Ebru gibiler, yaşlı transları da dışarda komaz. Evine ithal eder. Bizler, sizler kadar şanssız değliz. Biz annelerimizi seçiyoruz. Kurada bana hep sorunlu kızlar çıktı. Hepsi bir şeylere bağımlıydı. Sik, hepsinin ortak bağımlılığı. Hayatta kalabilsinler diye onlara yol yordam öğrettim. O vardı bende ve esirgemedim. Seks işçiliğinin esrarını verdim. Sonra bıraktım; sokak, al senindir.
Seks işçiliği üzerinden ilerleyemeyeceğimizi, ikimiz de en başında anladık. Seks işçisi kalifikasyonunda olmayan kızları biz, aktivist yapıyoruz. Basamakları çok kısa sürede tırmandı. Pembe Hayat’ta çay ikram etmek için makamına konuk bile alıyor. Bence ne LGBTT politbürosunda, ne Birleşmiş Milletler strateji plancıları arasında, ne de Avrupa Birliği’ndeki veya Uluslararası Af Örgütü’ndeki yüksek bürokraside Gülşen kadar ne yaptığını bilen var. Kesinlikle kalifiye olduğunu düşünüyorum. Çünkü Gülşen, inanmış biri. Önemli saydığı örgütlerin haberlerini her gün takip eder. Playlistlerini, Türkçe pop listelerine saygıda en az kusur işlemiş bir hakkaniyetle hazırlar. Bunları interaktif platformlarda yayınlar. Fırsat yaratır, bu haberlerin de çığırtkanlığını yapar. Facebook profilinden haykırır, herkesle paylaşır. Arada RTÜK’e mesai oluşturan konularda artistik değeri tartışmalı bazı fotoğraflar paylaştığı da olur. Keşke bu özgürlük davasına, onun kadar saf ve temiz inanabilsek. Gülşen, beni ve düşüncelerimi tokatlıyor. Gülşen, hinliğin kokusunu dedektör gibi seziyor ve ne döndüğünü soruyor. Anlatıyorum. Anlamıyorsa, o işin içinde gerçekten bir hinlik var demektir. Kervan durdurulmalı, kaybolan iğne bulunmalıdır. Ben Gülşen’i, kontrol kalemi gibi kullanıyorum. Anlayıp, kafası değil ayakları üstünde durduğuna onay verdiği her konu, benim için de öyledir. Anlayamıyorsa değil. Kararlarım ve yazılarım, Gülşen’in aklından süzüldükten sonra Yusuf’un radarına giriyor. Yusuf bu dibe çökmüş kahve telvesinden manalar çıkarıp, hayra yorduktan sonradır ki, önünüze getiriliyor. Üç önemli akıl süzgecinde damıtılmış tek yazı! İyisiniz.
Kendimize sizinkilerden daha kötü bir aile kurmamışız, gördünüz. Hasta, sakat, ibne, bağımlı, ebeveyn ve çocuklarımızı sizin gibi dışarıya tükürmüyoruz. İçimizde sıçtığımız ayrı bir bok. Bunlar, hep Gülşen’in yüzünden oldu. Bu kız, beni öldürür. Gülşen, artık eşraftan sayılıyor. Tabi… HDP’den, belli ki rahat bir koltukta oturmayan birileri Gülşen’i arayıp soruyor. Lambdaİstanbul, onun emrine amade. ODTÜ’lü teenager grubuyla takılır. Müslüman oluşu, bunların yanısıradır. Ben de bayılırım dine imana, akraba ve taallukata… Yılanın sevmediği narpız, deliğinde bitermiş. Benim kızlar, ya müslüman oluyor, ya faşist. Yarakseverlikleri ve kaliteli bir ev hayvanına sahip oluşları, ortak özelliktir.
Genç çocuklarla sevişirken, bir süre sonra, kocalarımı çocuklarım gibi sevmeye başlıyorum. Bende var bir tuhaflık. Ben başka bir kadınım. Söylediğim her söz, daha önce karşısında olduklarıma dairdir. Daha önce mutlaka, kendim tarafımdan inkar edildim. Ben, inkar eden ve edilen, tek kişiyim.
Aile kurumunun da içine sıçarım. Buyurun, yılın ilk çeyreğindeki enflasyon rakamı beklentisi anketlerine cevap verecek bir hane halkı size. Tüketici fiyat endeksleri hazırlayın, durmayın. Feminizmde de durum böyleydi, seks işçiliğinde de. İkisini de, karşısındayken oldum. “Estetiksiz” tabiri sırıtacaksa eğer, “kocaoğlan” diyelim bana. Fakat, gayet sağlam durdum. Kendimi sundum ve bu para etti, iyi mi? Şu ülkede ne satsan alıcı bulur. Satılmayan, alıcısı olmadığından değil, satıcısı olmadığındandır. Ben bunun bizatihi ispatıyım. Peruk olmayınca, saçsız, zavallı, şişko, tamam olabilir ama aynı zamanda yaşlı bir ibneyim. Peruk ve aparatlarla, histerik bir orospu oluveriyorum. Satışveriş yapıyorum. Fantastik bulanlar oluyor. İnsanları dolandırdığım gibi bir şüphe tarafından, mütemadiyen rahatsız ediliyorum. Hani ben fıkralarınızın malzemesiyim. Yaşlı, kıllı ve şişman… Sevmediğiniz beden hatlarımla, karikatürler yemlemiştiniz hani…
Ben bu düzenin içine sıçayım. Beni kraliçe travesti  yaptınız, kim inanır? Çünkü sizin bir kıraliçeye ihtiyacınız varmış. Boşluğu gördüm. Orayı doldurmaya hamle ediyorum. Çünkü bundan başka; yani kıraliçelik mesleği olmasa, beni kabul edecek sektör yok. Yakıştı da. Ben bir kıraliçeyim. İnanmazsanız, Galler Prensi söylesin. Ben öyle inanıyorum. Hepiniz inanın. Taç benim değil mi? Kendimi sunduğum gibiyim.
Çok güzel olduğu rivayetlere konu bir ev arkadaşım var. Ki, kendisinin bahsi, yukarıda Gülşen’in ikinci teyzesini takdim sırasında geçti. Kocasının kölesi. Özge, kocası tarafından düzenli aralıklarla, bir BDSM seansı tadında dövülür. O güzel beden, maalesef kocasının. Üstünde morluklar, birer barkod işareti gibi durur. O aslında bedeninden vazgeçti. Oysa ben, bir kıraliçeyi sunarım. Erkekler beni yalamaya ayak parmağımdan başlar. Kıraliçe sevmenin yordamı bu.
Aslında ben, bedenimle de dalga geçerim. Bedenim bana itaat etmek zorunda. Ne bedenimi ikna etmem gerekir gerçekten kadın olduğuma, ne de partnerimi. Apaçık: ben bir kraliçeyim. Herkes haddini bilsin. Bir erkek beni, öyle, sıradan bir ibneyi, ortalama bir kadını siker gibi sikemez.
Kadınlar vajinayı tamamen yanlış anlamış. Ben yanlışı düzeltiyorum. Ben, bu aileyi düzeltiyorum. Baba, ağabey, namusumu koruyacak erkek kardeş falan yok. Bakın bizim ailede, babamızın memesi var. Babamızın kocaları da varmış. Yinelemek gibi olmasın, Akşamsefası, eski kocasıyla yeni sevgilisiyle ve dahi eski kocasının yeni sevgilisiyle bir köpek arasında, aynı evi pay ediyor. Herkes mutlu. Benim kıraliçe oluşuma kim itiraz edecekmiş? Her şeyi düzelteceğime söz veriyorum. Rahat olun. Az bekleyin. Şu çarkı paslanmış düzenin ailesini ve şu ailenin çarkı paslanmış düzenini, erkek tahakkümünden kurtarayım önce. Kurtarayım, azad kılayım. Erkekleri insana benzeteyim. Tükürmeyen, sövmeyen, öldürmeyen, tecavüz etmeyen, asker olmayan haline getireyim. Onları tutup, fabrika ayarlarından bozayım. Sonra devlete el atarız. Etnik kimlikler ve anadil meselesi de masada. İrdeliyorum enine boyuna; notları var. Bir kaç ülke kurayım diyorum. Niye? Şapka devrimi olmadı mı? Ülke kurabileceğime inanmayıp, şapka devriminin yıldönümünde geçit resmi yapanlar! Aynı mısınız? Mülteci sorunu öte yanda. Ama en çok Avrupa’yı çimdiklemek istiyorum. Sıçıp, boklarını yiyecek durumdalar. Mutsuzlar. Hükmü henüz tebliğ etmedik ama hiç hayırlı düşünmüyorum Amerika hakkında da. Ortadoğu, her gün bir başka çocuğu, kundağıyla getirip kapıma bırakıyor. Nereden başlasam? “Yola madem çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım”, dünyaya barış getireceğim, çare yok. Getireceğim, getirmesine de, erkekler sorun. Pislik asker ve polisten yayılıyor. Yenilecek rakip o. Onu travesti resimleri yeneceğim ve sahada olan sahada kalmayacak. Alıntıdır ..

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti inadına isyan inadına isyan inadına özgürlük ulan

Travesti inadına isyan inadına isyan inadına özgürlük ulan
İstiklal Caddesi’nde yürüyorum. Önemli bir davete geç kalmamak için kalabalığın içinde koşturuyorum. Dedim ya önemli bir davet, ee her önemli davete giden insan gibi süslenip püslenmişim tabii. Makyaj yapmışım mesela, saçımı yapmışım, yetmemiş üstüne Türkiye standartlarında kısa bir etek giyme gafletinde bulunmuşum, hatta o da yetmemiş topuklu ayakkabıları çekmişim altıma. Şimdi makyajdır, efendim saçtır, etek artı topuklu ayakkabıdır bunlar bir yere kadar zorlarsak belki sıradanlaştırılabilir; ama bunlara ek olarak taşıdığım bir aksesuar sıradanlaşma çabalarımı cevapsız bırakacaktı. Neydi sizce o aksesuar? şişli travesti
   Kafam kadar, üstelik gözleri kamaştıracak parlaklıkta bir yüzük? Tabii ki hayır. Rengarenk kocaman bir gerdanlık? I ıh, o da değil. Yok artık, kolumu altın bileziklerle mi doldurmuştum acaba? Neyse uzatmayayım. Bastondu efendim baston, bildiğiniz beyaz baston! O gün İstiklal Caddesi’nde hayatımda körlüğüm adına duyduğum en tuhaf yoruma, yirmi yaşlarında bir delikanlı sayesinde şahit olmuş oldum. “Cık cık cık, hem kör hem mini etek giyiyor…”. Bu yorum karşısında istem dışı bir şekilde yavaşladım, bir şeyler söylemek istedim ama ne söylemeliydim bilemedim, saniyeler içinde kafamdan birkaç senaryo geçti, sonra hemen afakanlar bastı, içimden he dedim, dışımdan hiç duymamış gibi yapıp tabakhaneye bir şeyler yetiştirme hızıma geri döndüm. Düşünüyorum, benim yerime bir erkek olsaydı bu minvalde bir şey duyabilir miydi acaba? Hem kör hem şort giyiyor? Hem kör hem askılı tişört giyiyor? Hem kör hem takım elbise giyiyor? istanbul travesti
 
Başka bir gün, hiç bilmediğim bir yerdeki bir işimi halletmeye gidiyorum. Kelli felli bir adama, gideceğim yere varabilmek için caddenin sağından mı yoksa solundan mı yürümem gerektiğini sordum. Kendisinin de o tarafa gittiğini, gideceğim yere kadar bana eşlik edebileceğini söyledi, peki dedim. Yürüyoruz, adam tabii bir şeyleri merak ediyor, cümlelere girişlerindeki vurgulardan çok kolay anlaşılıyor bu durum. “Böyle zor olmuyor mu”dan başlıyor merakını gidermeye, “Nasıl” diyerek kıvrandırıyorum kendisini. bakırköy travesti
  “Görmüyorsunuz ya, kız başınıza, onu diyorum” diye devam ediyor, “Alıştım artık” diyerek bu soruya verilebilecek en sıradan cevaplardan birini veriyorum. İşte sonra öyle bir laf ediyor ki bey efendi, afakanlardan afakan beğenme anlarımdan birine daha şahit olmuş oluyorum: “Senin annen baban, bir yakının yok mu?”. “Anlamadım…” diyorum ne diyeyim. “Kız başına, İstanbul gibi yerde, görmüyorsun da.” Gibi birbirinden alakasız nedenleri sıralamaya başlıyor. Bir yerden sonra dinlemedim nedenleri, ne yalan söyleyeyim; ama dünyanın en ilgili ailelerinden birine sahip olmamın da etkisiyle fena kızmıştım bu lafa. “Senin anan baban yok mu!”. Kızmıştım mızmıştım ama bastım da kahkahayı. Gideceğim yere kadar, gözünde bir kızcağız olduğum adamcağızı ikna etmeye çalıştım bir körün, hatta kör bir kadının, üstelik İstanbul gibi bir şehirde, annesi babası, yakınları olduğu halde, yalnız başına gitmesi gereken yerlere gidebileceğine, yapması gereken şeyleri tek başına yapabileceğine.  kadıköy travesti
 
Bunlara benzer örnekleri çoğaltabiliriz, ben şimdilik örnek verme faslını burada kesiyorum. Kabul etmeliyiz ki, bu ülkede “kadın” olmak hala tuhaf karşılanan bir şey. Kadının vajinası, memesi, poposu, bacağı, eli, gözü, saçı, dudağı tuhaf, alışılmamış, üzerinde tartışma hakkını erkeklerin üstlendiği şeyler. Kadının hamile hamile sokağa çıkması, her ayın belli günlerinde kullanmak zorunda olduğu pedin reklamının televizyonlarda gösterilmesi, kahkaha atması tuhaf ve kadınlar tarafından yapılmaması gereken binlerce eylemden birkaçı. Kadın mıdır kız mıdır bilememler, vajina kelimesinden utandımlar, kadın iş aradığı için işsizlik yüksekler, kadın erkek eşitliğine inanmıyorumlar, kadına şiddet abartılıyorlar da işin sokaktan çıkıp deri koltukların, büyük toplantı masalarının, travesti  çelik kasaların bol bulunduğu yerlere yansımış versiyonları. travesti haberleri
  Kadını, çoğu zaman yapıldığı gibi, şöyle bir kenara bırakırsak, işin bir de engelli boyutu var. Başarılı engelli, okumuş etmiş engelli, kültürlü engelli, zeki engelli, güzel/yakışıklı engelli, gezip tozan engelli, makyaj yapan engelli, saçını boyayan engelli, mini etek giyen engelli, sevgili yapmış engelli, parası olan engelli de genelde tuhaf karşılanan engelli versiyonlarından birkaçı. Bunun deri koltuk yumuşaklığındaki kalplere ve çelik kasa sertliğindeki kafalara yansıması ise; biz engellileri insan yerine adam yerine koyduk, gözlerin görmüyor sana iş vermişiz, engelliler kısırlaştırılsın gibi laf-ü güzaflar olarak karşımıza çıkıyor. ankara travestileri
 
Kadın olmak tuhaf dedik, engelli olmak da tuhaf dedik, hem kadın hem engelli olmak ultra tuhaf bir şey demek farz oldu artık. Kadının tuhaflıkları ve engellinin tuhaflıkları birleşince, affedersiniz hem kadın hem engelli diye bir hilkat garibesi çıkmış oluyor karşımıza. Cinsiyetsiz olarak kabul ettiğimiz engelli kadınlar, cinsiyetlerini daha görünür kılan bir şey yaptıklarında hem kör hem mini etek giyiyor oluyor ve cinsiyetsiz olarak kabul ettiğimiz aynı kadın tek başına bir yerlere gittiğinde kız başınalı sözcükler serpiştiriliyor konuşmaların arasına.
 
Engelli kadınlar olarak biz neler yapalım; mesela böyle tepkiler aldıkça daha da görünür olalım, hem bastonumuzu hem topuğumuzu farklılıklara ve kör gözlere daha çok sokalım, görmezden gelinen, ötekileştirilen her özelliğimizi sahiplenelim, kimliğimizin en büyük parçalarından olarak benimseyelim. Engelliyse engelli, kadınsa kadın, inadına isyan inadına isyan inadına özgürlük ulan!

 

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti saldırılar İslami muhafazakarlaşma ile ilintili

Travesti saldırılar İslami muhafazakarlaşma ile ilintili

Tarlabaşı’nda bir travesti sırtından bıçaklandı. Polis saldırganlara müdahale etmedi. Saldırıyı değerlendiren Av. Levent Pişkin, “Saldırıların artışı İslamî muhafazakarlaşma ile ilintili. Faillerin ‘kimliği belirsiz’ kalması suçun üstünü örtmektir” dedi.
Son zamanlarda iyice görünür olan transfobik nefret saldırılarına bir yenisi daha eklendi. 18 Ekim Cumartesi günü Tarlabaşı’nda trans kadın Aylin bıçaklı saldırıya uğradı.
Polis saldırganlara müdahale etmedi
Akşam 9-10 civarında gerçekleşen saldırıda Aylin sırtından yaralandı. “Kimliği belirsiz kişiler” bir araçtan inerek Aylin’e bıçakla saldırdı. Polisin saldırganlara müdahale etmemesi dikkat çekti.
Bıçaklı saldırının ardından civardaki esnaf tarafından da darp edilen Aylin, ambülansla Şişli Etfal Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yarası kapatılan ve pansuman yapılan Aylin, aynı gece evine geri döndü.
“Saldırıların artışında Hükümet politikaları etkili”
Saldırının ardından hukukî destek için hastaneye giden Av. Levent Pişkin son günlerde artan saldırıları KaosGL.org’a değerlendirdi. Saldırıların İslamî muhafazakarlaşma ile doğrudan alakalı olduğunu düşünen Pişkin’e göre, mevcut hükümetin politikaları saldırıları kışkırtıyor. Pişkin, AKP Hükümeti’nin LGB travesti İ’lere dönük nefret suçları konusunda herhangi bir adım atmamasını ve cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ifadelerinin Nefret Suçları düzenlemesinde yer almamasını eleştirdi.
“Muhalefet LGB travesti İ haklarını ikincil görüyor”
Muhalefet partilerinin de saldırılar konusunda “suçunun” olduğunu söyleyen Pişkin, “Muhalefet partileri de LGBTİ meselesini ikincil mesele olarak görüyor. Başka gündemler her zaman LGBTİ gündeminin önüne geçiyor. Bu durum devam ettikçe nefret suçlarına karşı aktif mücadele yürütülemez. Yaşam hakkı ve başkaca haklar kapsamında muhalefet partilerinin de bir an evvel etkin çalışmalar yürütmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Kimliği belirsiz kişiler”?
Şişli ve Beyoğlu’nda son zamanlarda transfobik nefret saldırılarında benzer bir tema tekrar ediyor. Saldırganlar bir araçtan çıkarak saldırıyor ve hemen ardından ortadan “kayboluyor”. Saldırganların “kimliği belirsiz” kalıyor.
Tekrar eden bu “temaya” ilişkin ise Pişkin şunları kaydetti:
“Saldırıların ardından olayın failleri ‘kimliği belirsiz’ olarak lanse ediliyor. Bu durum devletin yok etme politikasının bir parçasıdır. Bunun adı suçu örtmektir! O kadar güvenlik önlemi alıyorsun, sonra da transfobik saldırılarda saldırganları bulamadığını iddia ediyorsun. İnanılır gibi değil! Bu travesti durumun tek bir açıklaması var: Suçun üstü örtülüyor.”travesti haberleri

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti bu defile adına gururlu ve onurluyum

Travesti bu defile adına gururlu ve onurluyum
Öykü Ay travesti Dayanışma Defilesi’ni anlatıyor: LGBTİ misafirhanesinin kötü şartlarının iyileştirilebilmesi ve huzur evi haline getirilebilmesi için bu defileyi yapıyoruz. Biz arkadaşlarımızla en gözde mekanlarda gezip eğlenebiliriz ancak zor durumda olan arkadaşlarımız imkanlarının kısıtlı olması sebebi ile bu mutluluklardan yoksun kalıyor.
travesti Dayanışma Defilesi (Trans Fashion Show) kurucularından Öykü Ay ile konuştuk:
Merhabalar öncelikle bana vakit ayırdığınız için teşekkürler ablacığım. Sormak istiyorum Öykü Ay kimdir?
Malatya Akçadağ’da 1975 yılında doğdum. 39 yaşımdayım. Hayatımı seks işçiliği ile kazanmaktayım.  Efemine tarzımdan dolayı ailemden ayrılmak durumdan kaldım. Uzun yıllardır ailemle görüşmüyordum ancak artık görüşüyorum. En çok sevdiğim ağabeyim ile 22 yıldır görüşmüyorum.
Peki şu an Öykü Ay neden insanlara yardım ediyor? Çok mu çile çekti yoksa vicdanını mı rahatlatmak istiyor ve sadece LGBTİ bireylere mi yardım ediyor?
Çok zorluk çektim ve insanları tanıyamıyordum. LGBTİ birey olarak bir Bülent Ersoy bir Zeki Müren ve bir de kendimi bilirdim. İstanbul’a geldiğimde kimsem yoktu ve çok zorluklar çektim, dövüldüm sövüldüm, parklarda yattım, metro duraklarında yattım ve sokaklarda yattım. Açtım param yoktu ancak bunları cinsel kimliğimi ve kendi hayatımı yaşayabilmek için bunları yaşadım ve bu zorluklar belki bana ders olacaktı veya kamçı olacaktı. Kendim için çok yaşadım, o dönemlerde seks işçiliğine başladığımda Tarlabaşı’nda arkadaşlarım çok yardımcı olmuşlardı. Otostop yapmaya başladığımda ilk çıktığım gün dayak yemiştim ve ilk bir hafta hiç para kazanamamıştım. Yanında gezdiğim arkadaşım bana para vermişti ve ben çok mutlu olmuştum çünkü param yoktu, açtım. Mini etek giymiştim ancak ayaklarımda erkek ayakkabıları vardı ve kafamda peruk dahi yoktu. Arkadaşımın emaneten verdiği kremlerle sakalımı gizlemeye çalışırdım.
Sefaköy’de bir arkadaşımın evine gitmiştim ve otururken çok dua etmiştim o gece orda kalabilmek için çünkü kalacak yerim yoktu ve hava çok soğuktu. O arkadaşlarımla şuan çok samimiyiz çünkü o dönemde bana sahip çıkmışlardı, bana yardımcı olmuşlardı.
Sonradan zaman geçtikçe birçok yere savruldum.  Şu an o dönemleri hatırladıkça gurur duyuyorum kendimle çünkü çok insan tanımıştım ve çok zorluğun üstesinden gelmiştim. O dönemde tanıdığım arkadaşlarımın hepsinin durumu çok iyiydi sevgilileri vardı ben ise o dönemlerde hayatta kalabilmenin savaşını veriyordum.istanbul travestileri
Sadece LGBTİ bireylere yardım etmiyorum. Yardıma muhtaç olan tüm insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Ancak önceliğim LGBTİ arkadaşlarım. Gerek hapisteki LGBTİ arkadaşlarım gerek doğudaki arkadaşlarım gerekse de Türkiye’nin her noktasında zor durumda olan arkadaşlarımıza ulaşmaya çalışıyorum. Gücüm yettiğince olduğu ve kaldığı ilçelere de gitmeye çalışıyorum. İnsanların bana ulaştırdığı yardıma muhtaç bireylere ulaşmaya çalışıyoruz. Örneğin; ailesi tarafından bir bağ evine hapsettirilen arkadaşımız vardı veya ailesinden kopamayıp onlarla yaşayıp mutlu olamayan arkadaşlarımız da vardı
Örneğin benim gibi, ben de aileme bağlıyım kopamıyorum ancak mutluda değilim.
Hayır hayır aksine sen çok modern düşünen ve modern kalıplarda bir insansın o bireylerin bakışını bile görsen anlarsın. Ben daha çok LGBTİ bireylere yardım etmek istiyorum çünkü; devlet LGBTİ Bireylere yardımcı olmuyor sahip çıkmıyor. Bizim olanak ve imkanlarımız çok kısıtlı.  Ben bu yüzden LGBTİ bireylere yardım ediyorum, aslında ben değil herkes ediyor. Edirne’den Kars’a herkes yardımlarını bana ulaştırıyor ve ben de yardıma muhtaç bireylere ulaştırıyorum.
Yani ben elçiyim diyorsunuz?
Evet! Hiç bir derneğe, siyasi partiye, şirkete ve örgüte üye veya bağlı değilim. Tüm bu yardım ve destekleri bireysel olarak, Öykü Ay ve melekleri olarak sağlıyorum. Ben sadece elçiyim onlar bana güvendikleri ve sevdikleri için bu yardımları benim aracılığım ile iletiyorlar zira birçok yardım isimsiz ve gizli geliyor bana. Ben zaten yalnız olarak bunun üstesinden gelemezdim. Belki bir adım gidebilirdim ancak arkadaşlarım ve dostlarım sayesinde beş adım gidebiliyorum.
Bir kaç gün önce bir haber gördüm, bence emsali olmayan bir haberdi. Şişli Belediyesi’nin LGBTİ bireylere ücretsiz olarak sağlık hizmeti sunma projesi başlattığını gördüm. Siz ne düşünüyorsunuz?
Ben o haberi okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Şişli belediye Başkanı’nı gördüğüm zaman ellerinden öpeceğim. Akabinde özel kalem müdürü Boysan’ı da öpüyorum, kendisi de bir LGB travesti İ birey. Umarım bu proje diğer belediye başkanlarına da örnek olur. Gerçekten örnek bir davranış. Şişli belediye Başkanı’nı saygıyla ayakta alkışlıyorum. Gururluyum!
Peki, gelelim 20 Kasım perşembe gecesine. Benim de medya, basın ve web tasarım sorumlusu olduğum, Trans Dayanışma Defilesi’ne (Trans Fashion Show). Bu defilenin amacı nedir?
Evet, 20 kasım 2014 perşembe gecesi saat 19:30 ile 23:30 arasında Club XL bünyesindeki On İstanbul Club’te düzenlenecek ve sahibi Hüseyin bey ücretsiz bir şekilde kabul etti ve teknik açı dışında ücret alınmayacak. Kendisini çok kutluyorum desteğinden dolayı.
Defilenin amacı ise; Avrupa’da düzenli olarak ülkemizde ise ilk kez yapılacak olmasından dolayı çok gururlu ve heyecanlıyım. İstanbul’da bulunan ve İstanbul LGBTT Derneği’nin kurmuş olduğu LGBTİ misafirhanesinin kötü şartlarının iyileştirilebilmesi ve huzur evi haline getirilebilmesidir. Ayrıca yeni nesile örnek olabilmesi adına düzenliyoruz. Biz arkadaşlarımızla en gözde mekanlarda gezip eğlenebiliriz ancak zor durumda olan arkadaşlarımız imkanlarının kısıtlı olması sebebi ile bu mutluluklardan yoksun kalıyor. Bu defilenin ana oluşumu ise; seks, uyuşturucu ve fuhuş dışında sosyal aktivitelerde de olabileceğimizi insanlara göstermek ve biz de varız diyebilmektir.
Eklemek istedikleriniz var mıdır bu ifadelere?
Ben tüm LGBTİ derneklerini destekliyorum ancak üyesi değilim her hangi bir derneğin bana telefon açması durumda destekçi olabilirim elbette.  Zira tüm LGBTİ dernekleri bu defilede bizlere destekçi. Hepsi bizim yanımızda olduklarını gerek kurucuları gerekse de üyeleri aracılığı ile iletti.
Tüm dernekleri ve herkesi dayanışmaya davet ediyorum. Bana fikir olarak katılmayan LGBTİ  bireyleri varsa da bana ulaşarak fikirlerini belirtebilir ve bu şekilde daha donanımlı ve daha sağlıklı bir projeye imza atmış oluruz. Herkesin düşüncelerine saygım var.
Peki, birçok bireyin de düşüneceği o soruyu sormak istiyorum. Defilenin geliri nerede muhafaza edilecek?
5 kişilik bir komisyon oluşturuldu ancak şuan bu röportaja isim vermem doğru olmaz. Bu komisyonda toplanacak olan gelire ise el dahi sürmeyeceğim. Komisyon paranın nerede tutulacağına ise kendisi karar verecektir.
Biliyorum ki defilenin girişleri ücretli olacak ancak bu ücretler hazırlamış olduğunuz; T-Şort, boxer ve farklı kıyafetler karşılığında olacak doğrudur değil mi?
Evet bilet anlamında tasarlatmış olduğum bu kıyafetler satışa sunulacak. Böylece eğlenmiş olduğumuz kadar da destek olabileceğiz ve ben de giriş bileti alacağım onur, gurur ve heyecanla. Sonrasında ise trans kızlarımızın taşımış olduğu kıyafetler açık arttırma ile satışa sunulacak. Geriye kalan kıyafetler ise, resmi internet sitemizde www.transfashionshow.com satışa sunulacak ve tüm gelir komisyonda toplanacak.
Bu defile bir kez mi yoksa her yıl düzenli olarak mı gerçekleşecek?
Eğer istediğimiz katılım ve başarıyı elde edebilirsek her yıl düzenli olarak gerçekleşecek. Elbette ilk olduğu için aksaklıklar veya eksiklikler olacaktır. Allah utandırmasın diyorum. İlerde ben olmasam bile başkaları bunun devamını getirecektir ve her daim desteğim olacak. Biz defilenin bir festival şeklinde her yıl düzenlenmesi taraftarıyız.
Peki toparlayacak olursak, defile nerede ve ne zaman gerçekleşecek ?
20 Kasım 2014 perşembe gecesi 19.30 da ONİstanbul Club’da kırmızı halı geçişi başlayacak ve gece 23:30 da defilemiz sona erecek. Sonrasında ise Club XL de sabaha kadar parti olacak ve dileyen herkes partide eğlenmeye devam edebilecekler. Büyük bir show ve eğlence olacak sürpriz sanatçı, oyuncu ve zenne kadrosu da bizimle eğlenceye eşlik edecek. Club XL de ise ünlü DJ’ler ile eğlence devam edecek. Herkes ama herkes çalışıyor.
Peki son olarak Kaos GL aracılığı ile defileye katılmak isteyenlere mesajınız nedir?
Öncelikle Kaos GL yi zevkle takip ediyorum. Üyesi değilim ancak çok seviyorum derneği ayrıca geçtiğimiz günlerde 20. yılını kutladılar ve bende çok kutluyorum. Önemli olan burada bir dayanışma söz konu ve insanların bize yapmış olduğu zulüm yeter ve biz bize zulüm etmeyelim ve birleşelim diyorum.
travesti Peki bana zaman ayırdığın için sonsuz teşekkür ediyorum ve başarılarının devamını diliyorum ablacım.travesti haberleri
Ben çok teşekkür ederim. Allah yar ve yardımcımız olsun…

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , annende pislik hep seni desteklerdi

Travesti , annende pislik hep seni desteklerdi
Böyle bir tören düzenlemekten pişman olmadıklarını ifade eden çiftten Ekin, “Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum” diye konuştu.
Eşcinsel bir düğün düzenlemenin LGB travesti İ bireylere yönelik ayrımcılığın son bulması açısından önemli bir aktivizm olduğunu kaydeden çift, düğün kararını, düğün sonrasında yaşadıklarını kendilerine gelen tehditleri Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman’a anlattı:
Ekin ve Emrullah… Sizi evlenen ilk gay çift olarak tanıdık. Hakkınızda bir sürü haber çıktı. Büyük tantana koptu. Şu an neler yaşıyorsunuz?
Emrullah:  Başımıza gelmeyen kalmadı! Hayatımız kaydı. Evimize bile gidemiyoruz. Zaten artık evimiz de yok…
Neden?
Ekin: Ev sahibi kovdu.
Emrullah:  "Ne haltlar karıştırdığınızı öğrendim. Komşularımızdan imza topladım, sizi evimden attıracağım!" diye mesajlar attı.
Ekin: Biz de son derece kibar bir şekilde, "Evinize bir zarar mı verdik ki, bizi çıkarmak istiyorsunuz?" diye sorduk. Kem küm etti. Ama açıkça, "Siz eşcinselsiniz! Sizin gibilere ev-mev vermek istemiyorum" da diyemediği için kıvırttı durdu.
Komşulardan imza toplamış. Biz, orada kimseyi tanımıyoruz ki, bizim hakkımızda nasıl kötü bir şey söylemiş olabilirler? Kime ne zarar vermişiz? Kendi halinde iki insanız. Bir taşkınlığımız yok, bir şeyimiz yok. Ama eşcinsel olduğumuzu öğrendi ya, üstüne bir de evlendik ya, bizi kapıya koyma hakkını görüyor kendinde…
Emrullah:  "Ne haltlar çevirdiğinizi öğrendim!" diyor. Bu nasıl bir küstahlıktır! Birbirimizi seviyoruz, evlendik, var mı? İzin mi alacağız ondan! Bizim özelimiz bu, kimseyi ilgilendirmez. Ev sahibiyle aramızdaki tek olay kira. Onun dışında başka hiçbir münasebetimiz yok.
Ekin: Bu nasıl bir homofobiyse yeni ev de bulamıyoruz. Birkaç emlakçıya telefonla sorduk, "Tamam gelin bakalım" dediler, buluşunca bizi tanıdılar, "Başka yerlere bakın. Size verecek evimiz yok!" dediler. Çaresizlikten arkadaşlarımızda kalıyoruz.
Bu kadar mı yaşadığınız zorluk?
Ekin: Olur mu? Daha kötüsü de var. Bir sürü tehdit alıyoruz. Ben Antakyalıyım. Oradan mesajlar geliyor, "Antakya'nın adını kötüye çıkardın, buraya gelirsen, kafana bir tane sıkacağız…" diye. Ama tabii bu mesajlara pabuç bırakacak halim yok! Allah'tan "Antakya'dan ancak senin kadar cesur ve sevgi dolu biri çıkabilirdi! Tebrik ediyoruz" diyenler de var.
"ANNEN DE PİSLİK SENİ HER ZAMAN DESTEKLEDİ"
Peki aile çevresi?
Ekin: Babam ve babamın tarafı, "Sen rezilsin! Hemen soyadını değiştir, bizim ailemizle ilişkini kes!" diyor. Bunun, benim için zerre kadar önemi yok. Zaten 12 yaşından beri eşcinsel olduğumu açıkça söylüyorum. Onlar için mümkün olsa da ölüp gitsem, yok ölmeyeceksem de eşcinselliğimi gizleyeyim. Bu ikiyüzlülük de midemi bulandırıyor. Sen ister kabul et, ister etme. Ben buyum! Böyle doğdum. Kendimi de seviyorum. Şimdi, en az kendim kadar sevdiğim bir de eşim var.
Benim bir kadınla birlikte olabilmem imkânsız. Bunu akılları almıyor. Nasıl heteroseksüel bir erkeğin, bir erkekle birlikte olması mümkün değilse, benim de bir kadınla birlikte olmam mümkün değil. Ama kardeşim, anlatamadım gitti! Akıllarınca beni reddediyorlar. Peki sorsalar ya, ben o ailenin bir ferdi olmakistiyor muyum? Hayır! Asıl ben onları reddediyorum! Sildirin beni kütüğünüzden. Sürekli "Allah senin belanı versin!" diye telefonlar geliyor, "Senin annen de pislik, sana her zaman destek verdi" diyorlar. Annem tek kelimeyle canımdır. Her zaman, her konuda destekçimdir. Emrullah, annem ve ben fotoğraf çektirmişiz. "Bu iki sapıkla nasıl aynı karede olursun? Sen rezil bir kadınsın! Nasıl o fotoğrafı  Facebook'a koyarsın" diyorlar. Eşcinseliz ya, analarımız da bizi sevmesin istiyorlar! Bir annenin çocuğunu sevmemesi mümkün mü? Ama bak, babalar konusunda bir şey diyemeyeceğim.
Annen burada mı yaşıyor?
Ekin: Hayır Antakya'da, 40 yaşında daha. Çok genç, çok tatlı bir annem var.
Peki sen Emrullah? Sen de bir kafede garsonluk yapıyordun değil mi? Bu evlilik yüzünden başına gelen bir şey var mı?
Emrullah:  Evet. Ben de işimi kaybettim. Kimseye bulaşmayan, ölçülü, sessiz biriyim. Bir problemimiz yoktu. Haberler çıkınca, çekindiler. Onları da anlıyorum. Zeki Müren'i seviyorlar Bülent Ersoy dinliyorlar.
Senin ailenin tepkisi ne oldu?
Emrullah:  O biraz problemli. Ben Ekin gibi cesur değildim hiçbir zaman. O 12 yaşından beri kafa tutuyor. "Ben buyum, yerse!" diyor, diyebiliyor. Ben yapamadım. Eşcinsel olduğumu kimseye itiraf edemedim. Şunun şurasında son üç yıldır kendim gibiyim. Çevremden de kimse bilmiyordu. Hele ailem, akrabalarım hiç… Şimdi hepsi öğrenmiş oldu.
Emrullah:  Evet. Ve tabii şok geçirdiler. Ama öncesinde söylemiş olsaydım da bir şey değişmeyecekti. Onlarda algı sabittir, değişmez. "Böyle bir şey varsa bu hastalıktır! Bunu düzeltmeye çalışacağız" diye düşünüyorlar. Ne yazık ki bu ülkenin çoğunluğu, eşcinselliği hâlâ hastalık olarak görüyor.  Siyasetçiler farklı mı? Hayır! Günah olarak görüyorlar. Gel gelelim Zeki Müren'i seviyorlar, Bülent Ersoy dinliyorlar ama eşcinselliğin gizli yaşanması gerektiğini düşünüyorlar. Ortalıkta olmayacaksın. Kötü bir şey yapıyorsun. İki erkek, el ele yürürse özendirici olur diye düşünüyorlar. Varsın evlerinden atsınlar, ne yapacaklarsa yapsınlar. Benim ailem de aklınca beni düzeltecekti.
"GURUR DUYUYORUZ KORKMUYORUZ"
Nasıl yapacaktı?
Ekin: Herhalde evlendireceklerdi Emrullah'ı! Bir sürü travesti , baskılara karşı gelemediği için evleniyor, hatta çocukları oluyor. Yazıktır o kadınlara! Sonunda bütün herkes mutsuz oluyor.
Emrullah:  Bizimkilerin istediği bu olayın tamamen unutulması. Onlara göre utanç verici bir şey yaptık. Oysa biz, çok istediğimiz, hayalimiz olan bir şeyi gerçekleştirdik. Ve kendimizle gurur duyuyoruz. Üç yıl öncesine kadar herkese kapalıydım. Sadece zaman kolluyordum. Gün gelecek eşcinsel olduğumu haykırabileceğim, sevdiğim kişiyi bulacağım ve bundan böyle bütün hayatı birlikte yaşayacağız, paylaşacağız. Bana sadece sevgi değil, cesaret de verdi Ekin. Artık kimseden korkumuz yok!
Yani siz, başınıza bunca şey gelmesine rağmen pişman filan değilsiniz…
Ekin: Tabii ki değiliz. Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum. 19 yaşındayım, kendimle yüzleştim. Kendimi olmadığım biri gibi göstermeye de çalışmıyorum.
Marmara Üniversitesi'nde okuyorsun değil mi?
Ekin: Evet ama bu olaylar yüzünden şu aralar okula gitmiyorum.
Diyorlar ki, "Eşcinsellik cinsel tercih!" Saçma! Nedir bu, marjinal bir duruş mu sergiliyoruz biz? Meslek mi seçiyoruz? "Seçmek" ne demek? Biz, böyle doğduk. Seçmedik. Doğamız bu. Bu, bir tercih değil yani.
"TANIŞTIĞIMIZ ANDAN SONRA HİÇ AYRILMADIK"
Nasıl tanıştınız?
Ekin: Bir gece kulübünde. Ben bir kız arkadaşımla dans ediyordum. Birden Emrullah'ı gördüm, "Melis, bak ne kadar tatlı bir çocuk!" dedim. Sonra tanıştık, dans ettik. Zaten sabah olmuştu, bizim eve geldik.
Emrullah:  Birbirimizi tanıdığımız andan itibaren hiç ayrılmadık. Zaten çok kısa süre sonra da birlikte yaşamaya başladık.
Ekin: İlişkimizin üçüncü ayında fiilen evli gibiydik. Kedilerimiz, çocuklarımızdı. Biz birbirimize karşı çok dürüst ve saygılıyız. İçimiz titriyor birbirimiz için. Her şeyi paylaşıyoruz. Zevklerimiz ortak. Hobilerimiz ortak. İleriye dönük hayallerimiz var. Bizim için ortada hiçbir sorun yok, iki erkek olmamız dışında. Bize göre o da sorun değil ama millete dert oldu.
Emrullah:  Birlikte yaşamaya karar verdiğimiz zaman Ekin'e söylediğim bir şey vardı: "Gün içinde ne olursa olsun, kavga da etmiş olsak, gece aynı yatağa gireceğiz, aynı yastığa baş koyacağız. Salonda yatma gibi bir şey olmayacak."istanbul travestileri  travesti
Kavga da ettiğimiz oluyordu ama yatağa hiçbir zaman küs girmedik. Hiçbir zaman ayrı odalarda yatmadık. Düğünümüzü şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık.
Çok eleştirildi o kırmızı kuşak… Niye bağladın beline evlenirken?
Ekin: Bir kere biz, birbirimizi kesinlikle kimlikleştirmiyoruz. "Sen bu ilişkide erkeksin, ben kadınım" gibi bir şey yok. Biz ikimiz de gay'iz. O kırmızı kurdeleyi de şöyle açıklayayım: Ben sanatçı olarak eğitim alıyorum, düğünüm başlı başına bir mesajdı ama düğünümün içinde ayrı bir mesaj da vermek istedim. Bekâretin önemsiz olduğunu anlatıyor o belimdeki kırmızı kuşak. Yoksa, ben bir erkeğim, benim nerem bakire? Ben dışa- vurumculuk yapıp, bu şekilde ifade etmeye çalıştım kendimi. Mesajımı çok güzel alanlar oldu, yanlış değerlendirenler de…
Emrullah:  Bu bizim düğünümüz, nasıl istersek öyle yaparız. İnsanlar buna niye bu kadar takıldılar anlayamadık.
Kimleri davet ettiniz düğününüze?
Emrullah:  Sevdiklerimizi, yakın çevremizi. Orada olmasını istediğimiz 90 kişiyi…
Parayı nereden buldunuz?
Ekin: Şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık. Destek olan arkadaşlar da vardı. Sağ olsunlar. Ama takılarımı bile oraya bıraktım.
Siz bu işi ciddiye almış mıydınız yoksa geyik mi yaptınız?
Ekin: Tabii ki ciddiye aldığımız bir şey yaptık! Biz zaten duygusal olarak evliydik, orada imza atman bir şey değiştirmiyor ki. Zaten evli olarak yaşıyorduk. Biz bunu bir düğünle taçlandırmak istedik. Zaten davetiyemize de "Sadece sizin dilekleriniz eşliğinde kaygılarımızdan arınacağımızı düşünüyoruz" diye yazdık.
Şu an ne hissediyorsunuz?
Ekin: Bu kadar hakareti ve aşağılanmayı hak edecek bir şey yapmadık biz. Birbirimizi sevdik o kadar. Kimseyi öldürmedik, kimseye tecavüz etmedik. Bana gelen korkunç bir mesaj var. Çok çok ayıp bir şey. Nefretin seviyesizliğine bakın, "5 yaşındaki bir çocuğa tecavüz etseydiniz sindirebilirdik ama bunu sindiremeyiz!" demişler.
Bir şeyleri değiştirebildiysek ne mutlu bize…
Ya senin aile hikâyen…
Emrullah:  Batmanlıyım. Kürt'üm. Ama 26 yıldır İstanbul'dayız. Heteroseksüel gibi gezdim, dolaştım, davrandım. 25 yaşına kadar sadece kendi içimde yaşadım. En yakın arkadaşlarımla bile hiçbir şey paylaşmadım. Ekin'e her zaman söylüyorum, onun cesaretine hayranım. Onun sayesinde ben de kendim olabildim. Biz bir şeyleri değiştirmişsek ne mutlu bize…
"HEDEF TAHTASI OLMAYI GÖZE ALDIK"
Evliliğinizi, dünya âleme duyurmak nereden aklınıza geldi? Gerekçeniz neydi?
Ekin: Biz aslında sadece eşcinsel camiaya seslenmek, onlara cesaret vermek istemiştik. "Yalnız değilsiniz! Sizin gibi başka insanlar da var. Biz de onlardanız. O kadar da güçsüz, aciz değiliz. Korkmayın!" demek istemiştik. Akit gazetesi dışında, bütün gazeteler sadece haberi verdiler. Teşekkür ediyoruz. Tamam internet sitelerinde birtakım feci yorumlar vardı. Akit, "Sapıklar düğün yaptı, yetkililerin soruşturma başlatmasını bekliyoruz" diye yazdı ama genel olarak 'iki eşcinsel evlendi' diye verildi haber. Biz homofobiklere hedef tahtası olmayı göze almıştık. Ülkemizde de gay evlilikleri başlasın diye yaptık. Kim ne derse desin, eşcinsel özgürlük mücadelesinde bir yerimiz olduğunu düşünüyorum.
ÜNİVERSİTEYİ BİRİNCİLİKLE KAZANDIM
Eşcinsel olduğunu ne zaman fark ettin?
Ekin: Kendimi bildim bileli… Bir çocuk dergisi vardı. Oradaki bir erkek çocuğu beğeniyordum. Kızlarla oldum olası bir alakam olmadı. Annem durumu fark edince, doktor doktor dolaştık, kadıncağız perişan, herkese soruyordu: "Ekin, trans mı, gay mi, nedir, bana söyleyin!" Bir gün bütün aileyi topladım, "Bırakın artık doktorlara gitmeyi" dedim, "Ben eşcinselim." Söyleyiverdim. Nasıl rahatladım anlatamam. Hüngür hüngür ağladık annemle birlikte. Sonra tabii amcalarım filan dahil oldu. "Ekin'i okula yollamayacağız, okul hayatı bitmiştir!" dediler.
Neden?
Ekin: Beni hetero yapacaklar da ondan! "İşe başlasın, inşaata girsin!" Erkeksi bir iş ya, kendimi erkek gibi hissedeceğimi düşünüyorlar. İki sene ev hapsi yaşadım. Sonra Güzel Sanatlar Lisesi'ne kaydolmamı kabul ettiler. Babam bırakıp, getiriyordu. Bıçak çekenler oldu, küfür edenler oldu, arkamdan "Travesti!" diye bağıranlar oldu. Benim tek kurtuluşum İstanbul'du. Üç yıl boyunca gözümü kırpmadan çalıştım. Benimle hazırlanan hocam şahit. Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi birinciliği, Hacettepe Resim Bölümü birinciliği, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Resim Bölümü birinciliği… Ama ben Marmara Üniversitesi'ni tercih ettim. Çok tatlı bir hocam var. Diyor ki, "Ekin, ben seni kaybetmek istemiyorum. Çok yeteneklisin!" Üçüncü travesti sınıftayım ama şu aralar tehditler yüzünden devam edemiyorum.travesti haberleri

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti medya bizi canavar gibi yansıtıyor

Travesti medya bizi canavar gibi yansıtıyor

Yıllardır medyanın sırtında bir kambur gibi yük misali sakıncalı konudur LGB travesti İ haberleri. Zaten haber merkezlerinde toplumsal cinsiyet diline hâkim çok az gazeteci vardır. LGBTİ haberleri yapmak çok hassasiyet gerektirir. Kullanılan cümleler özenle seçilmelidir. Bugüne kadar medyada çıkan LGBTİ haberlerinde genellikle trans kadınlar üzerinden bir nefret söylemi almış başını yürümüş. Kullanılan ifadelerde trans kadınlar "travesti terörü" "travestiler dehşet saçtı" "travestiler polisle çatışmaya girdi" gibi başlıklarla kötü ve ahlaksız gösterilmiştir. Son yıllarda LGBTİ, kadın ve toplumsal cinsiyet haberlerine duyarlı kadın gazetecilerin pozitif yönde haberleri biraz da olsa bu negatif algıyı yıkmakta etkili oldu.
Medya ne zaman trans kadınları haber yapsa hemen ertesi zamanlarda bir trans cinayeti yaşandı. Belki yapılan haberlerle hedef gösterildi trans kadınlar, belki de kullanılan nefret söylemi zemin hazırladı nefret suçlarına.
İkiyüzlü ahlak anlayışı
Toplumun benim hiçbir zaman anlayamayacağım "geleneksel aile yapısı ve ahlak" safsatası nedeniyle trans kadınlar yıllardır gecelere hapsedilip ve zorunlu seks işçiliğine itildi. Yani bir trans kadın için, bu toplumun yazılı olmayan kuralları nedeniyle toplumla birarada yaşamak imkansızdı.
Toplumun iki yüzlü ahlak anlayışına aldırmayan trans kadınlar yaşamlarını idame ettirebilmek için kimi zaman sokaklarda, kimi zaman gece klüblerinde, kimi zaman da genelevlerde seks işçiliği yaparak yaşamlarını sürdürdü. Kendilerini dışlayan bu toplumun ahlaklı ve namuslu bireyleri geceleri trans kadınlara gidip yüksek ücretler ödeyerek cinsel açlıklarını onlarla gidermekte tereddüt bile etmediler. Yani trans kadınlar gecelerde kalmalı, gündüzleri gizlenmeliydi. Oyunun kuralı buydu.
Zamanla LGBTİ bireyler örgütlü mücadele etmeye başladı. Ardından dernekler kuruldu, anayasal ve en temel yaşam haklarını aramaya başladı. O güne kadar özellikle trans kadınları yaptıkları haberlerde tehlikeli birer unsur olarak gösteren medya artık yavaş yavaş madalyonun diğer tarafından da bakmayı öğrenmişti. Caddede transların geceyarısı polisle yada vatandaşlarla çatışmaya neden girdiğinin sebepleri araştırılmaya başlandı.
Nefret söyleminden nefret suçuna
Medyada bugüne kadar yapılan haberlerde nefret söylemi maalesef nefret suçlarına zemin hazırladı. Bu sadece LGBTİ ve trans haberlerinde ortaya çıkmadı. Kadın cinayetleri haberlerinde de karşımıza çıktı. Medyanın dili erkek olduğu için kullanılan ifadeler otomatik olarak erkeği koruma altına alıyordu. "Cinnet geçiren koca eşini dövdü", "eve geç gelen kadını kocası yaraladı", "kaynanasıyla tartışan kadını kocası öldürdü" gibi absürt şekilde kullanılan ifadelerle fiilen gerçekleştirilen suç ve suçlular koruma altına alınır hale geldi. Yani ataerkil toplumun, erkek devletin ve erk sistemin medyası da eril dille haberlerini yazar hale geldi.
Bu toplum için erkek olmak çok önemli, hatta gurur duyulacak bir durumdur. Babalar her zaman küçük erkek çocukların pipilerini göstertmiştir amcalara abilere. Sünnet törenleri bir şölene dönüşmüştür. Kız çocukları için aynı şey geçerli değildir. Kız çocuk sahibi olmak bile kimi zaman utanç verici olmuştur. Atasözlerine bile yansımıştır bu durum. "Erkek adamın erkek çocuğu olur."
İşte bu anlamsız ego savaşlarının ortasında en büyük devrimi trans kadınlar yapmış "erkek" kimliğini reddetmiştir. Cinsiyet kimliklerini bir tarafa koymuş cinsel yönelimlerini özgürce yaşamak için büyük bir savaşın içine girmiştir.
Bugün hâlâ medyada yer alan transfobi ve toplumun anlamsız nefreti nedeniyle sokakta 13-14 yaşındaki çocukların bile şiddetine maruz kalıyor trans kadınlar.
Cinayeti azmettiren bir kanal
Şimdi şimdi değişen ve gelişen medyanın erk dili nedeniyle çok sayıda trans cinayetleri işlenmiştir.Medya ne zaman bir trans haberi yapsa trans kadınlar bir eksildi. Örneğin ilk aklıma gelen Avcılar'da faşizan, ırkçı, dinci ve cinsiyetçi bir kısım halk "fuhuşa karşıyız travestileri istemiyoruz" eylemleri ile o bölgede yaşayan trans kadınları yaşadıkları evlerinden etmiştir.
Bu eylemleri Kanal Türk Televizyonu, yanlı ve cinsiyetçi bir dille servis etmiş ve trans kadınları hedef göstermiştir.Dönemin Avcılar Kaymakamı da bu eylemleri ciddiye almış ve hukuken bir dayanağı olmaksızın trans kadınların evlerinin 3 ay mühürletilmesi emrini vermiştir. Kanal Türk televizyonu günlerce bu konuda yayınlar yapmış nefret söylemleri ile nefret suçlarına zemin hazırlamıştır.
Evsiz kalan trans kadınlar ya başka şehirlere göç etmiş ya da başka trans kadınların yanına sığınmıştır. Ama içlerinden Seda adlı 25  yaşındaki trans kadın o kadar da şanslı değildi. Bu olaylar sonucunda maddi durumu çok da iyi olmayan Seda, mecburiyetten sokaklarda yaşamaya başlamıştı. Olayların hemen ardından Avcılar'da bir camii avlusunda cansız bedeni bulundu. Öldürülmesinden önce tecavüz edilmişti Seda'ya, çeşitli işkenceler edilmiş ve üzerine işenmiş, sonra da camii avlusuna atılmıştı. Bu cinayeti işleyen kişiler polisin yoğun çalışmasına rağmen bulunamamıştı. Polisin yaptığı kriminal inceleme sonucunda tecavüz edenlerin beş kişi olduğu resmî olarak açıklanmıştı. Bu cinayetin azmettiricileri arasında Kanal Türk de vardı.
Bu ve benzeri olaylarda medyanın dili ve yaptığı haberlerde suça teşviği çok net görebilirsiniz. Çünkü nefret cinayetleri davalarında zanlıların yaptıkları savunmalarda kimi zaman medyada çıkan haberlerden etkilendiklerini beyan etmişlerdir.
Yazılarıyla hedef gösterdiler
Eşcinsel erkekler, zorunlu askerlik görevlerini yerine getirmek istememeleri nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri'ne eşcinsel olduklarını hem yazılı yani doktor raporuyla hem de görsel olarak cinsel ilişki anından çekilmiş bir fotoğraf ya da video görüntü ile ispat etmek zorundalar. Bu konuyu ele alan ve bütün detaylarıyla anlatan ve eleştiren bir de film yapılmıştı. "Zenne" filminde askere gitmemek için verilen mücadele, bir erkek eşcinsel bireyin yaşamından kesitlerle aktarılmaya çalışıldı.
Medya hemen devreye girdi bu noktada. Çünkü asker konusu bir tabuydu ve asla eleştirilemezdi. Askere ve devlete yakın kuruluşlar film üzerinden eşcinselliği ve transseksüeliteyi  ağır dille eleştirdi ve LGBTİ bireyleri hedef gösterdi. Hatta gazeteci yazar Şebnem Bursalı bu konuda bir makale yazdıve filmde anlatılanların külliyen yalan olduğu ifadesini kullandı. Bursalı, makalesinde TSK’de görev yapan bir doktor arkadaşı olduğunu ve bu durumun asla gerçek olmadığını, asker üzerinden sistemin karalanmaya çalışıldığını savundu.
Hemen akabinde geçtiğimiz yıllarda yaşamını yitiren eski ve deneyimli bir gazeteci olan Hilmi Çınar da İzmir'de her yıl düzenlenen Uluslararası İzmir Fuarı'nın açılışı öncesinde bir makale yazarak sokaklarda zorunlu seks işçiliği yapan kadınları hedef göstermiş ve nefret suçu işlenmesine zemin hazırlamıştır. Çınar, makalesinde seks işçisi kadınların şehrin kültürel yapısına zarar verdiğine ve onların varlığının çevre kirliliğinden başka bir şey olmadığına işaret etmiştir.
Bu yazıları emir telakki eden kıymetli devlet yetkilileri hemen harekete geçerek İzmir'de yaşayan trans kadınların evlerine baskınlar düzenlemiş ve kadınların çalışmasına engel olmuştur. Çünkü İzmir ekonomisine katkılar sağlayan Fuar vardı ve “dünyaya rezil olunuyordu” trans kadınlar nedeniyle.
Bu makalelerin ardından İzmir ve Kuşadası'nda trans kadınlar hunharca katledildi. Ne köşelerinde trans kadınları hedef gösterenler ne de görevlerini layıkıyla yerine getirdiklerini zanneden devlet yetkilileri ortaya çıkıp söz söylemediler. Cinayetlerin azmettiricileri sanki yaramazlık yapmış küçük çocuklar gibi saklanmışlardır. Ama bizler unutmadık ve dün gibi hatırlıyoruz. O gazeteciler trans kadınları hedef gösterdi ve cinayetlere zemin hazırladı.
LGBTİ dernekleri bu konuda çalışmalarını hızlandırdı ve ardından sorumlular hakkında suç duyurularında bulundu. Özellikle Ankara Pembe Hayat LGBTİ Derneği'nin bu yöndeki çalışmaları dikkat çekiciydi.
Trans kadınlar medyanın erkek dili olsun ya da  toplumun ahlakı nedeniyle olsun sürekli öldürüldü ve öldürülmeye devam ediyor. Kanal Türk yayınlarında özellikle trans kadınları hedef göstermekten kaçınmadı. Her yıl düzenlenen onur haftası etkinliklerinden görüntüleri kullanarak dış mihrakların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve İslam dinini yıkmak ve parçalamak için oynanan oyunun bir parçası olduğunu, eşcinsellerin ve transseksüellerin bu devleti yıkmak isteyen birer terörist olduğunu vurguladı.
“Travesti” söylemi ve suçun meşrulaştırılması
Bugüne kadar nefrete kaç trans kadın kurban edildi saymak neredeyse imkansız. İşlenen cinayet haberlerinde kullanılan dil ise içler acısı. Doğan Haber Ajansı Kuşadası muhabiri 35 yerinden gündüz vakti bıçaklanarak öldürülen Dora Özer'in cinayet haberini servis ederken "Dora takma adıyla travesti Muhammet Özer öldürüldü" gibi abuk sabuk ifadeler kullandı. Haber ajansı olduğu için bu haber bütün medyada yer aldı. Toplumsal cinsiyet dilini bilmeyen gazeteciler de bu yanlışın yayılmasına aracı oldu. Dora Özer, bir gazetecinin hatası nedeniyle bir kez daha öldürülmüştü. Yapılan haberi yorumlarsak, topluma gizliden mesaj da veriliyordu. "Bakın erkek kimliğini reddederseniz ve travesti olursanız işte böyle cezalandırılırsınız ona göre" şeklinde hesap soran bir uslupla had bildiren bir dil ortaya çıkmıştır.
Trans cinayetleri işlenmeye, medya erkek dilini değiştirmemeye devam ededursun trans kadınlar erkek iş dünyasında artık başarılı çalışmalarıyla yer almaya başladı. Tekstilden sanata, medyadan sağlığa hayatın pek çok alanında eğitimli ve donanımlı trans kadınlar transfobik algının ve ahlakın üzerine korkusuzca gitmeye başladı. Gişe rekorları kıran filmlerde ve en çok izlenen dizilerde rol alan oyuncu trans kadınlar, hastanelerde doktorluk ve hemşirelik yapan trans kadınlar, İstanbul'un en lüks mekanlarında sahneye çıkan performans ve sunuculuk yapan trans kadınlar görmek artık mümkün. Ha bu arada bendeniz de erkek medyada gazetecilik yaparak naçizane katkı sunmaya gayret ediyorum bu mücadeleye.
İş dünyasında trans olmak
İş dünyasında bir travesti olarak ayakta durmaya çalışmak çok zor. İki yüzlü toplum orada da peşimizi bırakmıyor.travesti haberleri. Ne mümkün anlamak ki, güya ahlaksız oldukları için sokakta zorunlu seks işçiliği yapan trans kadınları ötekileştiren bu toplum, kurallarını kendilerinin belirledikleri iş dünyasında tam da onların istedikleri gibi "ahlaklı" ve "normal" işlerde çalışan trans kadınları da ötekileştiriyor. Yani ne sokakta ne de iş dünyasında trans kadınların yeri yok. Pabucumun kenarı iki yüzlü ahlaksız topluma bak sen ayol!
Bunların hiçbiri yıkmıyor ama bizleri; "bu daha başlangıç mücadeleye devam", yıkamaz bizi bu anlamsız oyunlar. Anayasaya cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve eşit yaşam haklarımızı dahil edinceye kadar durmak yok yola devam. Gezi olaylarında en önde sisteme ve polis terörüne karşı direnen LGBTİ bireyler de bu ülkenin ve bu toplumun birer öznesidir. Sağ ve sol siyasi partilerin homofobik ve transfobik olma noktasında birleştiği bir ortamda LGBTİ’ler kendi politikalarını üretmeye başladı. Aktif siyaset hayatının içinde yer alan eşcinsel ve trans bireyler en temel yaşam hakları için mücadele ediyor. En basitinden barınma ve çalışma hakları ne yazık ki sistem tarafından kendilerine verilmiyor.
'Translara ev vermiyoruz'
Kendimden örnek verecek olursam ben yaklaşık üç yıldır kiralık ev bulamıyorum. Çünkü translara ev vermiyoruz diyor emlakçılar ve ev sahipleri. Çalışma imkanı da daha ziyade seks işçiliği ile sınırlı. İki yıl emek verdiğim gazetecilik yaptığım medya kuruluşunda düşük ücret ve sigortasız çalıştırılmama rağmen dört dakika içinde özlük haklarım verilmeden "iş ahlakına" uymadığım gerekçesiyle işten kovuldum. Bu süreçte çok zor günler yaşadım. Dünya medyasında başarılarım haber yapılırken ahlaklıydım da, ne olmuştu da iş ahlakına uygun olmadığıma karar verilmişti. Bu durumu sanırım hiçbir zaman anlayamayacağım.
Bu yazıyı yazdığım sırada aldığım cinayet haberiyle sarsıldım. Zorunlu seks işçiliği yapan bir trans kadın evinde ölü bulunmuştu. İstanbul'un Şişli ilçesinde bıçaklanarak öldürülen trans kadın "Çingene Gül" nefrete verilen son kurban olarak kayıtlara geçti. Polis, cinayeti aydınlatmak için çalışmalara başladı çünkü artık Avrupa Birliği'ne girmek için ilerleme raporunda belirtilen kriterlerden birisi de LGBTİ konusu. Devlet bu konuda artık eskisine göre daha hassas.
Damla Araz neden kayboldu?
Geçtiğimiz günlerde T24'te yaptığım bir haberde de yansıttığım gibi, seks işçisi bir trans kadın yaklaşık bir aydır kayıp. Üç trans kadın ve üç erkek tarafından darp edilen ve işkenceye maruz kalan Damla Araz, bu olayın ardından üç hafta sonra her gün gittiği kuaförden çıkıyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor. Bu önemli haberi medya ya gözden kaçırıyor ya da önemsemiyor. Söz konusu olan bir trans kadın çünkü. Peki Damla Araz neden kayboldu? İddialara göre, kendisini darp edenlerden şikayetçi olmaması için uyarılmak mı istendi yoksa İslami cemaatler tarafından mı kaçırıldı? Bu sorular yanıtsız kalıyor şimdilik, çünkü henüz Damla Araz’ın kaybolmasına ilişkin olarak resmî bir soruşturma açılamadı. Çünkü Araz'ın birinci dereceden bir yakınının bunu talep etmesi bekleniyor. Anayasada böyle bir yasa olmamasına rağmen polis ve savcının keyfi uygulaması burada yine karşımıza çıkıyor.
Takvim’im “Trans-İt” manşeti
Her şeye rağmen güzel işler de oluyor. Trans kadınlar “pembe” haberlerle de medyada yer alıyor. İlk defa düzenlenen trans güzellik yarışması ve trans defilesi ile trans kadınların boy boy haberleri süslüyor gazetelerin renkli sayfalarını. Ancak erkek medya burada da devreye giriyor. Takvim gazetesi T24’ün haberini emek hırsızlığı yaparak çalıyor ve değiştirerek transfobik ifadelerle trans kadınları hedef gösteriyor. "Trans-İt" manşetiyle nefret suçlarına layıkıyla zemin hazırlıyor. Şişli Belediyesi'nde Başkan Danışmanı olarak görev yapan Boysan Yakarı da hiç utanmadan açık olarak hedef gösteriyor. Hatta Cumhuriyet Halk Partisi'nin de bu durumdan hoşnut olmadığını iddia ediyor. CHP kanadından henüz bu konuya dair resmî bir açıklama yapılmazken iddialar can sıkıyor.
Erkek sistem ve medya işbirliğiyle bugüne kadar ötekileştirilen eşcinseller ve trans bireyler yaşam hakları için her gün mücadele etmeye devam ediyor her şeye rağmen. Sokakta, okulda, işte, metroda, otobüste, çarşılarda, gecelerde, klüplerde yaşadıkları ötekileştirmelere maruz kaldıkları şiddete rağmen yılmadan yorulmadan yola devam ediyor.Alıntıdır …

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın