Travesti Misafirhane dayanışması için podyumda

Travesti Misafirhane dayanışması için podyumda

Travesti Misafirhanesi ile dayanışmak için, ilki gerçekleşecek travesti  ve gey defilesinin son provası bugün yapıldı. Modeller podyumu sallamaya hazır: Dik yürü, dön, bravo!
Modeller kıyafetlerini giyerken arkadaşlarına yardım ediyor
Dünya çapında nefret suçu mağduru transları anmak için çeşitli etkinliklerin yapıldığı 20 Kasım, bu yıl İstanbul’da bir ilke sahne olacak. Trans kadınlar ve geyler büyük bir yardımlaşma defilesiyle hem yaşamını yitiren trans kadınları anacak; hem de geçtiğimiz yıl Şubat ayında açılan Trans Misafirhanesi ile dayanışacak.
Bu büyük defileye aylardır hazırlanan istanbul travestileri son provası bugün Onİstanbul’da gerçekleşti. 45 travesti ve gey model kıyafetleri denedi, “kader anı” olarak gördükleri defile günü öncesinde hazırlıklarını tamamladı.
Hürrem Sultan da modeller arasında
“Dik yürü, geri dön, evet bravo!”
Provalardaki en yoğun duygu heyecan. Modeller bir yandan kıyafetleri deniyor; bir yandan da heyecanlarını gidermek için birbirleriyle şakalaşıyor. Defilenin sanat yönetmeni Ebru Tozbey’in yönetimiyle işler büyük bir profesyonellikle ilerliyor.
Daha önce çeşitli güzellik yarışmalarının ve defilelerin sanat yönetmenliğini de üstlenen Tozbey deyim yerindeyse modelleri “sınırlarının ötesine kadar” zorluyor. Mekandaki gülüşmelere Tozbey’in “Dik yürü. Güzel. Şimdi dön. Evet, topla eteğini. Bravo. Sıradaki niye ankara travestileri geç kaldı. Evet sen, dik yürü…” sözleri eşlik ediyor.
Hayatta olduğu gibi podyumda da dik durmak…
Tozbey, birçok farklı işte çalışmasına rağmen bu defilede özellikle yer almak istediğini söylüyor. Sebebi ise Tozbey’in ifadesiyle şöyle:
“Ben her şeyden önce onların yüreğini çok sevdim. Defilede de onların hayattaki onurlu ve gururlu duruşlarını yansıtmaya çalışıyoruz. Hayatta olduğu gibi podyumda da dik dursunlar, izleyiciye böyle bir görüntü sunsunlar diye uğraşıyorum.”
Provalara basının ilgisi yoğundu
Dört bir yandan model ve modacılar defilede
Defile için Türkiye’nin dört bir yanından ve yurtdışından onlarca model İstanbul’da buluştu. Modeller ilk kıyafetlerini kendi paralarıyla kendileri dikmişler. Diğer kıyafetler için yine ülkenin dört bir yanından modacılar çalışmış. Gelemeyen modacılar ise kıyafetlerini bağışlamış.
Kıyafetlerde de büyük bir çeşitlilik göze çarpıyor. Bir bakıyorsunuz podyumda işlemeli ve taşlı kıyafetiyle Hürrem Sultan yürüyor; bir bakıyorsunuz mini, tüylü, beyaz elbisesi ve travesti haberleri kanatlarıyla bir melek sizi selamlamış.
Nefret suçu mağduru translar da anılacak
Kızlar önde prova alırken; sahne gerisinde de dans çalışmaları ve gecenin sürpriz gösterisinin hazırlıkları sürüyor. Yarın gerçekleşecek defilenin en büyük sürprizlerinden birisi 20 Kasım’ın ruhuna yaraşır bir şekilde anma performansı olacak. Performansın detaylarının basına yansımaması konusunda hummalı bir çalışma sürse de; beyazlar içindeki modeller; nefret cinayeti sonucu yaşamını yitiren trans kadınların fotoğraflarından oluşan bir fotoğrafı giyen bir travestiler nasıl bir performans olacağı konusunda birtakım ipuçları veriyor.
Defilenin mimarlarından Öykü Ay, heyecanlı bir şekilde sürekli bir yerlere koşturuyor. Azıcık dinlenmek için oturduğunda ise; basın hemen başına üşüşüyor. Şimdiye kadarki provalar basına kapalı bir şekilde yapılmış. Ancak son provada basının görüntü almasına izin veriliyor. Bütün kıyafetler sergilenmese de; modeller tanıtacakları ilk kıyafetlerle poz veriyor.
“Artık 3. sayfa haberi olmak istemiyoruz”
Bu dinlenmelerin birinde konuştuğumuz Öykü, 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü’ne denk gelmesinden ötürü çok heyecanlı. Etkinlik detaylarına ilişkin bilgi veriyor. Bir yandan da hep aynı mesajı yineliyor: “Yaşamak istiyoruz! Artık 3. sayfa, cinayet haberleri olmaktan çıkmamız lazım.” blog travesti

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , heteroseksist umutların yıkılması için

Travesti , heteroseksist umutların yıkılması için

Bir insan travesti ise  iki kere doğar. Kimisi bedensel geçiş ameliyatını olunca doğar, kimisi en sevdiklerine, en değer verdiklerine açıldığı gün doğar. Bugün de bir doğum gerçekleşti. 11 Kasım 2014’te Berrin doğdu. Daha doğrusu çok değer verdiği annesine açılımı yaptı. Bir anlamda açılacağı günü beklediği doğum sancıları bitti. Şu anda hayata gerçek kimliğiyle merhaba demenin huzurunu yaşıyor. Tek sıkıntısı, bu süreçte annesinin üzüntüden yaşayabileceği sağlık problemleri. Ama sevinçli de; çünkü trans olmanın meşakkatli yolunda beraber yürüyecekler artık. Üzerinde olan açılma baskısı olmayacak artık. Çünkü içinde biriken irin patladı, boşaldı ve rahatladı. Sadece ilerlemesi gereken bir yol var artık önünde. Mutlaka engeller çıkacak ama onun da beynindeki en büyük engel kalkmış oldu annesine açılınca. travesti  olmanın özgüveniyle atlatacak bedensel geçiş sürecini. Çünkü bedensel geçişinin önünde bir engeldi istanbul travestileri açılamaması. Şimdi engelsiz bir süreç var sayılır. Çevresine açılımına da çok değer verdiği annesi olarak bir destek var. Tek başına anlatmak durumunda kalmayacak halini. İki kişi ile ikna etmek daha kolay olacaktır çevresini. Yanına 3. bir kişiyi, 4. bir kişiyi… çekince zaten çevresinin kabul etmesi de kolaylaşacaktır.
Açılma süreci kazasız belasız olduğu için kolay oldu zannedilebilir ama bir miktar bir kargaşa yaşar insan elbet kafasının içinde. Hem toplumun en öteki hallerinden birini açıklıyorsun, hem de açıldığın zaman sevdiğini üzmek istemiyorsun. Çünkü ebeveynlerin hayalleri yıkılıyor bu süreçte. Yıkılmaması gerekir ama heteroseksist bir toplumda bunu anlatamazsın kimseye. Bırakın hayallerinin yıkılmasını yıllardan sonra yeni bir kimliğe alışmak ne kadar kolay olabilir ebeveynler için? Ve Berrin’in annesi, Berrin’in feminen hallerine rağmen, transseksüel olabileceğini hiç tahmin etmiyormuş. Ama anneler çocuklarına öteki olma halini konduramazlar ki.
Bir şeylerin yoluna girmesi için zaman ihtiyaç var. UMUTLARIN, HETEROSEKSİST UMUTLARIN YIKILMASI İÇİN, çocukların yeni kimliklerinin kabulü için zamana ihtiyaç var. Aslında değişen ankara travestileri hiçbir şey yok. O, gene aynı o. Sadece açılımını yaptı ve sadece annesinin bakış açısı değişmek zorunda kalacak. Oğlum dediği kişiye kızım diyecek. Zaman içinde çocuğunun aynı çocuk olduğunu o da görecek. Hatta gerçek çocuğunu görecek ve çocuğunun çok daha mutlu olduğunu görecek.
Bu çok zor olmalı biliyorum ama çok zor olmaması gerekiyor. Her şey rayına oturmuş olacak. Trans bireylerin sevilmek istediği şekilde sevilme hakkı kadar doğal ne olabilir? Hep çevreyi, hep aileyi düşünmekten hiç çocukları düşünmediğimizin farkında mısınız? Hep çocukların, ailelerinin hayatlarını, hayallerini yaşamak zorunda kalmalarının ne kadar zor olabileceğini hiç düşündünüz mü? Siz kadınken erkek gibi veya erkekken kadın gibi yaşayabilir misiniz? travesti resimleri  de kimsenin bunu yaşatmaya hakkı yok işte.
Zor olsa da annesi ona kızım diyecek artık. Heyecanla sosyal medya sayfasını hemen yeni kimliğiyle açtı, arkadaşlarına travesti haberleri  verdi. Artık daha cesur, daha özgür, daha bir kendisi. Ezilmeyecek, büzülmeyecek, saklanmayacak, utanmayacak, "SANA NE" diyebilecek hesap soranlara. Sevdiklerimizi üzmek dışında kimseye verilecek hesabımız yok çünkü.
Planda vardı annesine açılma durumu. Açılıncaya kadar bir huzursuzluk vardı ve daralmalar bitti. Annesiyle birlikte yürümesinin heyecanı var şimdi onda. Zaten ne kadar gecikseydi, o kadar kendisi için zor olacaktı ve iyileşme sürecine hiç girilemeyecekti. Şimdi içinde annesini üzmek adına bir acı var ama yaralanmadan sonra iyileşme sürecine girilir. Açılmasaydı içinde durmadan büyüyen bir habis olacaktı. Çünkü annesi için kendinden bile vazgeçmeyi düşünüyordu. Şimdi birlikteler ve daha güçlüler. Çünkü annesi de eğer travestiler  dışında yapılacak bir şey yoksa kabul edeceğinin sözünü vermiş.
İnanıyorum ki çevredeki mutlu trans örnekleri ve bilinçli uzmanların sağlıklı açıklamaları, ebeveynlerin heteroseksist umutlarını bitirecek ve çocuklarını gerçek kimlikleriyle kabul etmelerini ve sevmelerini kolaylaştıracaktır. Alıntıdır..

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , babasının katil olduğu biliniyor

Travesti , babasının katil olduğu biliniyor

Ahmet Yıldız davası yine ertelendi. Katil baba 6 yıldır bulunamazken, olayda yaralanan travesti Ümmühan Darama da adaletin sağlanamamasına tepki gösterdi. Av. Fırat Söyle ise, “Bu kadar zamanda bir milim yol alınamadı” dedi.
Homofobik nefret cinayeti sonucu 2008 yılında yaşamını yitiren Ahmet Yıldız’ın ardından açılan davanın 18. duruşması bugün (13 Kasım) İstanbul Anadolu Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Mahkeme Heyeti, katil baba Yahya Yıldız hakkında kırmızı bültenle arama emrinin infazının beklenmesine ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ve Emniyet Müdürlüğü’ne yazılmasına karar verdi. Dava bir kez daha ertelendi. Bir sonraki duruşma 26 Mart 2015 saat 10.30’da travesti haberleri  görülecek.
“TC polis ve jandarması bir kişiyi 6 yıldır bulamıyor”
Yıldız’ın yaşamını yitirdiği saldırıda ayağından yaralanan Ümmühan Darama’nın da katıldığı travesti duruşmada, Av. Fırat Söyle kırmızı bültenle aranan katil baba Yahya Yıldız’ın akıbetini istanbul travestileri  sordu. Türkiye Cumhuriyeti polisi, jandarması ve savcılarının bir kişiyi 6 yıldır bulamadığını hatırlattı.
Darama ise olay günü ve sonrasında yaşadıklarını Mahkeme Heyeti’ne aktararak, kendisinin mağduriyetinin de 6 yıldır devam ettiğini söyledi. Din hocası olduğunu ve olayın olduğu sırada kafe işlettiğini vurgulayan Darama sözlerine şöyle devam etti:
“Dava sonuçlanmadıkça zararlarım artıyor”
“O gece kafede dolaşırken üzerimde lazer ışığına benzer bir şeyler gördüm. Yaralandıktan sonra bir yıl boyunca tedavim sürdü. Bu davanın sonuçlanmasını 6 yıldır bekliyorum. Dava sonuçlanmadıkça benim maddî ve manevî zararlarım artıyor. Kafemi kapatmak durumunda kaldım. Zararlarımın karşılanmasını talep ediyorum.”
KaosGL.org’a bilgi veren Darama, “Herkesin cezasını çekmesi gerekiyor. Ben din hocasıyım diye bu davada yer almam diye düşündüler ancak kimse ‘cinsel tercihleri’ yüzünden öldürülemez” dedi.
“Bu kadar yılda çocuklar büyür okula gider”
Av. Fırat Söyle ise 6 yıldır devam eden hukukî süreç ve yaşanan tıkanıklıkları KaosGL.org’a şöyle değerlendirdi:
“Devam eden dava süreci 5, cinayetin ardından geçen 6 yılda çocuk doğar, büyür, okula başlar. Ancak biz halen bir milim yol alabilmiş değiliz. Sanığın baba olmayabileceği bir ihtimali düşündüğümüzde durum iyice vahim bir hal alıyor. Babanın katil olması üzerinden düşündüğümüzde de polis, jandarma ve Interpol bir adamı bulamıyor. Koskoca dünyada bir kişiyi arıyoruz.”
“Süreçte ihmaller var”
Kırmızı bülten kararının çok uzun süre alınamamasının mahkemenin hatası olduğunu hatırlatan Söyle, “Bugünkü süreçte kırmızı bülten kararının uygulanmamasında ciddi ihmaller var” ifadelerini kullandı.
Ahmet Yıldız eşcinsel ve transların öldürülmesinin önüne geçmek için cezalandırma sisteminin yanı sıra homofobi ve transfobiyle mücadele edilmesi gerektiğini de ifade eden Söyle, “Bu cinayetleri ve ardından tıkanan hukukî süreçleri yaşamamak için her an her yerde homofobi ve transfobiyi konuşmalı, görünür kılmalıyız” şeklinde konuştu.Alıntıdır.

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , cinsiyet değiştirme ameliyatı olabilir

Travesti , cinsiyet değiştirme ameliyatı olabilir
Cezaevinde cinsiyet değiştirmek isteyen travesti D.Ç.’ye, Zonguldak Bülent Ecevit ve Marmara Üniversitesi hastanelerinden “Mahkûm koğuşunu açtık. Ameliyatını yaparız” müjdesi geldi.
CİNAYET suçundan 20 yıl hapse çarptırılan travesti D.Ç. (33), konulduğu Maltepe Kapalı Cezaevi’nin yönetimine cinsiyet değiştirmek için geçen yıl başvuruda bulundu. Ancak devlet hastaneleri, üroloji bölümlerinde mahkûm koğuşları olmadığı gerekçesiyle ameliyatı yapmayacaklarını bildirince, D.Ç.’nin ameliyatı gerçekleşemedi.
MEKTUPLA TEŞEKKÜR
Bu nedenle ciddi psikolojik sorunlar yaşayan D.Ç.’ye, ameliyatı için Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi ve Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’nden ankara travestileri sonunda müjdeli haber geldi. Her iki hastanenin yönetimleri, mahkûm koğuşu oluşturduklarını, bu nedenle cinsiyet değiştirme ameliyatını yapabileceklerini D.Ç.’ye bildirdi. Bunun üzerine D.Ç., Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne bir mektup yazarak, iki hastanenin yetkililerine teşekkür etti. D.Ç. gönderdiği mektupta şunları yazdı:
AİHM’YE BİLDİRSİNLER
“Marmara Hastanesi mahkûm koğuşu açtı ve cinsiyet değişimi ameliyatı yapmaya başladı. Zonguldak’taki hastane de ‘Finansal durumu ayarladık, mahkûm koğuşu açıyoruz, bu hizmeti kısa sürede sağlayacağız’ dedi. Avukatlarıma söyleyin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bildirsinler.”
‘TRANSLARLA AYNI KOĞUŞTA KALAMAZ
CEZA İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Proje Koordinatörü Mustafa Eren, D.Ç.’nin cinsiyet değiştirme ameliyatının ardından travestiler  aynı koğuşta kalmasının sağlıklı olmayacağını, kadın koğuşuna gönderilmesi gerektiğini savundu. Eren, Adalet Bakanlığı’nın cezaevlerinde ameliyatla kadın olan bir mahkûm bulunduğunu açıkladığını belirterek, “Kadınlar koğuşunda istenmemesi durumunda özel bir koğuşa alınabilir” dedi. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği yetkilileri Türkiye genelinde transseksüeller için düzenlenmiş koğuşların Sincan, Maltepe ve Çorum cezaevlerinde bulunduğunu belirterek, “İzmir Aliağa Ceza İnfaz Kurumları Kampusu’nda da translara özel bir cezaevinin kurulması kararlaştırıldı” açıklaması yaptı.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum derneklerinin uğraşları sonucu; trans mahkum D.Ç. cinsiyet geçişi ameliyatını olabilecek.
Hapishanede tutulduğu süre içerisinde aldığı sağlık heyeti raporunda cinsiyet geçişi ameliyatı geçirmesinin bir zorunluluk olduğunun belirtilmesine rağmen bu ameliyatı yapabilecek hastanelerde “mahkum koğuşu” olmadığı için ameliyatı gerçekleştirilmeyen D.Ç’ye “mahkum travesti siteleri koğuşu” açılacağı ve ameliyatının gerçekleştirileceği bildirildi.
İki üniversite hastanesinden olumlu yanıt
Hürriyet gazetesinden Fırat Alkaç’ın haberine göre; cezaevinde cinsiyet geçiş operasyonu olmak isteyen D.Ç.’ye, Zonguldak Bülent Ecevit ve Marmara Üniversitesi hastanelerinden “Mahkûm koğuşunu açtık. Ameliyatını yaparız” müjdesi geldi.
travesti haberleri D.Ç. (33), konulduğu Maltepe Kapalı Cezaevi’nin yönetimine geçiş ameliyatı olmak için geçen yıl başvuruda bulundu. Ancak devlet hastaneleri, üroloji bölümlerinde mahkûm koğuşları olmadığı gerekçesiyle ameliyatı yapmayacaklarını bildirince, D.Ç.’nin ameliyatı gerçekleşemedi.
Bu nedenle ciddi psikolojik sorunlar yaşayan D.Ç.’ye, ameliyatı için Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi ve Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’nden sonunda müjdeli haber geldi. Her iki hastanenin yönetimleri, mahkûm koğuşu oluşturduklarını, bu nedenle cinsiyet geçiş ameliyatını yapabileceklerini D.Ç.’ye bildirdi. Bunun üzerine D.Ç., Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne bir mektup yazarak, iki hastanenin yetkililerine teşekkür etti. D.Ç. gönderdiği mektupta şunları yazdı:
“Marmara Hastanesi mahkûm koğuşu açtı ve cinsiyet değişimi ameliyatı yapmaya başladı. Zonguldak’taki hastane de ‘Finansal durumu ayarladık, mahkûm koğuşu açıyoruz, bu hizmeti travesti  kısa sürede sağlayacağız’ dedi. Avukatlarıma söyleyin Avrupa İnsan Hakları istanbul travestileri Mahkemesi’ne (AİHM) bildirsinler.”

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , duygusal ve hayalperest adamım

Travesti , duygusal ve hayalperest adamım

Bazen gelecek uzun sürer.O günden beri sanırım sevmenin ne olduğunu da öğrendim. Atılganca kendi duyguları üstüne “abartmalı” iddialara girmek değil, travesti karşıdakine özenle davranmak, onun arzularına ve ritmine saygı göstermek; hiçbir şey istememek, verileni kabul etmeyi öğrenmek; her armağanı yaşamın bir sürprizi olarak kabul etmek; aynı armağanı ve aynı sürprizi iddiasızca, hiçbir zorlamaya başvurmadan, karşıdakine de yapabilmek. Özetle yalın özgürlük! Cézanne neden Sainte-Victoire dağının her anının ayrı resmini yapmıştı? Her anın ışığı ayrı bir armağandır da ondan.
Demek ki yaşam, tüm dramlarına karşın, hala güzel olabilirmiş. Altmış yedi yaşındayım; kendim için travesti sevilmediğimden gençlik tanımamış olan ben, şimdi kendimi hiç olmadığım istanbul travestileri kadar genç hissediyorum. Bu iş yakında bitecek olsa da.
Evet, bazen gelecek uzun sürüyor.
Kasım canım, merhaba;
Kendine yabancı kalmanın seviyelerini bilmem ama sorgulamalar yıllarca sürünce çıkmaz sokakla yüz yüze kalmak kaçınılmaz. Ben sadece beş yıl önce kim olduğumu çözdüm.
Bedenin ruha yükü ağır geldi depresyonda süründüm mutsuz umutsuz yaşadım. Çıkışı görememenin çaresizliğinden kaç kez intihar ihtimal dahilindeydi hayatımda.
Seviyordum da insanları aşık olmayı, kimilerine göre yanlış olsa da.
Aşk cinsiyet mi tanıyor bilmiyorlardı.
Heteroseksist dünya kadın erkek ilişkisini onaylıyor ya devlet de buna yardım ediyor ya yine de bir mücadeleye başladım.
Ne doğruydu bir kere gelmişken hayata?
Bana ait kalbin hesabını ben veririm size ne diyorum yeni yeni…
Yanıldım kandırıldım inandım seviyorum laflarına…
Sonsuza kadar denilirken ay sonunu göremedi kalp çıktığı yolda.
Olsun, hesapsız seven elbet mutluluğu yaşayacaktı.
Açıldım kendime: “Bak adamım, oyundan atılmış küs çocuk halini bırak.”
Başka oyunlar da oyuncular da var. Yürü!
Zamanın geçmiş esaretinde yaşanmaz.
Yıllarca her adımda duydum: “Olmaz öyle şey kadınsın sen, erkek mi olunur ameliyatla. Mahalledekilerin yüzüne nasıl bakacaksın?”
Sizin kafanızda o tabular… Dokunulmaz erkekliğinize bir zahmet kapı açın.
Gizli saklı değil apaçık yaşamak bedenimi özgürleştirmek için izin almak ne saçma…
Pek yakında hayranlıkla seyredeceksiniz bana yakışan beni.
Arada bir yerde değil kendisiyle güzel alemde yaşayan adamı…
Aile özellikle baba figürü ki bu kişi bazen akraba erkeklerinden biri de olabiliyor enişte, dayı vs. kutsal emanetleri elinden alınacak kaygısıyla trans bireye şiddetle karşı çıkıyorlar. Elma armut kombinasyonunu örnek veriyorlar: “Elmadan armut kadından erkek olur mu?”
Kadın olmak, erkek olmak diye bir şey yok ki.
Siz nasıl doğuştan kendinizi erkek hissediyorsanız biz de öyleyiz. Beden farkımız var ki bu hayatımızı bariz şekilde hapishaneye çeviriyor. Yaşamakla uğraşacağımıza kendimizi inşa etmeye çalışıyoruz.
Bazılarımızın maddi imkanı elvermiyor bazılarımız da aile bağlarına kelepçeli kalıyor.
Aile içi şiddet kimi zaman fiziksel hale gelebiliyor ve bunun yasada yeri nedir bilmiyorum.
Daha korkuncu biz seni kadın yaparız diye dehşet verici tecavüzler, evlendirmeler yaşanıyor.
Hiç istemesek de bazen bu çatışmaların sonuçları intihar da olabiliyor trans erkeğin ya da trans kadının insan olduğu unutulduğu için…
Ve bir şey daha dostum;
Cinsel yönelim, travesti siteleri de heteroseksüel olarak bilinir ya yani erkeksin ve kadınlar ilgini çeker.
Yok öyle bir dünya.
Bir trans erkek aklımı çeldi fena takıldım ona.
Onu görünce afalladım kaldım, kendime baktım. Nasıl olur ki derken:
Ama sen çok tatlı seviyorsun ve o da bunu çok güzel hak ediyor dedim kendime… İşte tam da bu yüzden saldım yüreğimi travesti haberleri onun denizine maviliğine. İster alsın dalgalarına, serin kollarına. İster kıyılarına vursun güneşte yıkanmış sahil taşlarına çarpayım. Umurum mu, değil tabi.
Tanıdığımdan ne de farklıymış dünya dedirtti ya bana, değer her şeye… Sevgiye içimi açmışım ve ayrı şehir hikayesi bu defa iki trans erkek üstünden okunacak. Yedi tepeli şehrin meydanında dünyama ışıldayan bir güneş var. Şu an yüzümde tebessüm sebebi bir tanem.
Uzaklık bir kez daha aşkla arama giriyor ve tabii ki aile denen o gizli esaret de buna sponsor oluyor gönüllü… ankara travestileri  Duygusal ve hayalperest adamım, o ise aşk yarasıyla deniz aşırı ülkelerin limanlarında yakılmış ağıtlardaki hüzünlü yüz. Sevgili değiliz biz. Zaman der. Zaman derim. Ses etmem…
Gözlerimi almış güneşli çiçekli ağaçlar…
Ölümsüzlük varsa şarkısı ona yazılacak aşkla.. Alıntıdır.

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , cinsiyet değiştirme baskılarına maruz kalanlar

Travesti , cinsiyet değiştirme baskılarına maruz kalanlar

Cinsiyet değiştrime baskısına maruz kalan eşcinsel Soheil, ölüm tehdidiyle karşı karşıya.
İran’da travesti ler ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Başka bir cinsiyetle dünyaya gelinebileceğini kabul eden yönetim, ameliyat edilmesini şart koşuyor.  Ülkede cinsiyet değiştirme baskısına maruz kalanlardan biri de 21 yaşında bir eşcinsel olan. Psikologların cinsiyet değiştirme ameliyatı önerdiği Soheil’e ailesi de büyük baskı yapmış. Soheil “Babam iki akrabamızla beraber Tahran’da beni ziyarete geldi. Benim hakkımda ne yapacaklarına karar vermek için bir buluşma gerçekleştirmişler. Bana ‘Ya ameliyatı olur cinsiyetini değiştirirsin ya da seni öldürürüz, bu ailede yaşamana izin vermeyiz’ dediler” diyor.
Ailesi Soheil’i Bandar Abbas isimli liman kentinde evde tutup izlemeye alıyor. BBC Farsça’nın haberine göre ameliyat için kararlaştırılan günden bir gün önce, travesti  bazı arkadaşlarının yardımı ile kaçmayı başarıyor. Ona bir uçak bileti alıyorlar ve  istanbul travestileri Türkiye’ye gidiyor.
“Eğer polise gidip onlara eşcinsel olduğumu söyleseydim, hayatım ailemle olduğunda daha da fazla tehlikeye girerdi” diyor.
FETVAYI HUMEYNİ VERDİ
Habere göre eşcinsel kadın ya da erkekleri cinsiyet değiştirme operasyonuna zorlamak, resmi bir hükümet politikası değil. Ama baskı çok yoğun olabiliyor. 1980′li yıllarda cumhuriyetin kurucusu Ayetullah Humeyni, cinsiyet değiştirme operasyonlarını serbest bırakan bir fetva yayınladı. Bu fetvayı, bir erkek bedeninde hapsolduğunu anlatan bir kadınla tanıştıktan sonra yayınladığı düşünülüyor.
İran’da bir devlet kliniğinde psikolog olarak çalışan ve güvenlik gerekçesiyle takma isimle konuşan Şebnem, eşcinsellerden bazılarının ameliyata itildiğini söylüyor. Şebnem doktorların eşcinsellere “hasta olduklarını” ve tedaviye ihtiyaç duyduklarını anlattıklarını aktarıyor. Doktorlar eşcinselleri genellikle dini alimlere yönlendiriyor, onlar da namazlarını aksatmamalarını ve bu şekilde inançlarını güçlendirmeleri öğüdünde bulunuyor.
Tıbbi tedaviler de öneriliyor. Şebnem’e göre yetkililer “kimlik ile cinsellik arasındaki farkı travestiler  bilmedikleri için” doktorlar eşcinsellere cinsiyet değiştirme öneriyor.
KAÇ KİŞİ CİNSİYET DEĞİŞTİRDİ
İran’da bugüne kadar kaç cinsiyet değiştirme operasyonu yapıldığına dair sağlıklı bir veri travesti haberleri bulunmuyor.
Hükümet yanlısı bir haber ajansı olan Haberonline sayının 2006 yılında 170 iken 2010 yılında 370′e çıktığını yazıyor. Ama İran’daki hastanelerin birinde çalışan doktorlardan biri BBC’ye sadece kendisinin her yıl 200 ameliyat gerçekleştirdiğini söylüyor.
2005 yılında İran’dan Türkiye’ye trenle gelen eşcinsellerden biri olan Arsham Parsi Kayseri’de yaşadığı dönemde dayak yediğini, çıkmış omzunu tedavi ettirmek için hastaneye kabul edilmediğini söylüyor.
Bu olaylardan sonra Kanada’ya taşınan Parsi, Eşcinsel Göçmenler İçin İran Demiryolu isimli destek grubunu kuruyor. Parsi her hafta yüzlerce kişinin grupla temasa geçtiğini, son 10 yılda yaklaşık 1000 kişiye İran’dan çıkmaları için yardım ettiğini söylüyor. Parsi’ye göre cinsiyet değiştirme ameliyatı olanların yüzde 45′i  travesti siteleri değil, eşcinsel. Parsi’ye göre birçoğu aradaki farkı dahi bilmiyor

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , yazılmayan bir noktadan sunulmasına rağmen

Travesti  , yazılmayan bir noktadan sunulmasına rağmen

Küçük İskender, Hüseyin Alemdar ve Aslıhan İlhan gibi isimler Yeşilçam’daki eşcinselleri ve travesti leri anlatırken, Enis Rıza ve Mustafa Altıoklar’la da birer söyleşi bulunuyor.
Geçen sene bitirme projem için “Türkiye’de queer sinema nedir?”i araştırırken fark ettiğim bir şey vardı: Nerdeyse hiçbir şey. Evet, sinemanın 60’lı yıllarından itibaren kadınlar başka kadınları öpmeye başlıyor, daha sonraki yıllarda ‘bağzı erkekler’ geçmişlerindeki ‘travmalarla’ ibneleşiyor, diğerlerine dert oluyordu. Fakat travesti bunların hiçbiri ne queer’e tekabül ediyordu, ne de eşcinsel ve trans bireylerin günlük yaşamlarındaki gerçekliğe…
Proje en sonunda “Sinemada LGB istanbul travestileri  var (İ var mı bilmiyorum?), son dönemde de birkaç queer denebilecek filmler görülüyor” sonucuna vardı. Kutluğ Ataman’a ve Ferzan Özpetek’e sonsuz teşekkürlerle nokta buldu.
Tabii bu konuları araştırırken LGBTİ filmleri ya da queer sinema diye bir yazıtın da Türkiye’de yetersiz olduğunu fark etmiştim. ‘Türkiye sinemasında cinsellik’ gibi yazılarda da son başlıklarda eşcinseller ve translar üzerine birkaç söz ediliyordu. Bu açıdan Varlık’ın bu ayki sayısı güzel bir arşiv niteliği taşıyor.
Dosyada ilk yazı Aslıhan İlhan tarafından yazılmış. İlhan, Türkiye sinemasında eşcinsel ve trans karakterlerin izini sürüyor. Yazısını ‘kadın eşcinselliği’, ‘erkek eşcinselliği’ ve ‘trans bireyler’ başlıklarına bölen, filmleri ayrı ayrı anlatan İlhan, özellikle erkek eşcinselliğini gösteren filmlerin kadınlarınkinden yaklaşık yirmi dört sene beyaz perdeye yansımasının ilginçliğine dikkat çekiyor. Yazar, “Bu gecikmenin sebebini net bir şekilde tanımlamak mümkün olmasa da Yeşilçam sinemasının heteroseksüel kahraman erkek imajını korumak istediği düşünülebilir” diyor. Bu noktada, Cumhuriyet tarihinde kültür ve medya ürünlerinde kadın eşcinselliğine uzunca süre ‘otantik’ ve ‘seksi’ olmasıyla ‘zararsız bir eğlence’ noktasında göz yumulduğu hatırlatılabilir. SPoD’un Ekim ayındaki Bahar Semineri’nde konuşan Tarihçi Laden Yurttagüler 50’li yıllardaki dergi ve gazetelerde kadın ve erkek eşcinselliğinin anlamlandırılamadığını ve ‘doğal olmayan’ bir çizgide sunulduğunu belirtmiş, buna rağmen kadınlar arası cinselliğin gösterildiğini söylemişti. Yeşilçam da aslında konuyu benzer şekillerde sunuyor. Yurttagüler’in incelediği 50’li yılların Seksoloji dergisinde öpüşen ve sevişen kadınları gösteren grafik, resim ve illüstrasyonların çok benzerleri Türkiye’de çok kısa bir dönem sonra, 60’lı yıllarda Ver Elini İstanbul ve İki Gemi Yan Yana gibi filmlerde, görülmeye başlandı. Demek istediğim; Aslıhan İlhan’ın yazdığı kadar belirsiz bir atmosfer yok o dönemde; erkek eşcinselliği taşıdığı tehlikeyle, yüzleşilmesi zor bir konu olarak kültür hayatında uzunca yıllar iteleniyor. Konunun basında yavaş yavaş konuşulmaya başlamasına rağmen görselleştirilmesinin çok geç yaşanması, sinemanın kendisinin heteroseksüel erkek olmasından da kaynaklanır. Bu nedenle değerli örneklerin Ferzan Özpetek veya Kutluğ travesti resimleri Ataman’dan geliyor.
Varlık’ın dosyasının ikinci yazısı, ilkini tamamlar nitelikte. küçük İskender ‘Sinemamızın LGB travesti siteleri  ile imtihanı’ başlıklı yazısında, daha çok son dönem Türkiye sinemasındaki filmlerden bahsediyor. Daha önce bahsettiğim ‘queer sinema sorunsalını’ küçük İskender “Pervasızca perdeye aktarılabilecek, günümüzdeki Queer tartışmalarının ve bildirgelerinin önünü açacak hiçbir örneğe doğrudan rastlanmaz, rastlanamaz en başlarda” diye dillendiriyor. Fakat son dönemdeki “ezberletilen kuralları zorlayan örnekler” olarak Dönersen Islık Çal, Gece Melek ve Bizim Çocuklar, Lola + Bilidikid, Ferzan Özpetek sineması, Çağan Irmak sineması, Ağır Roman ve Zenne’yi gösteriyor. (Bu listede Zenne’nin birçok anlamda ‘iktidar ilişkilerini’ yeniden üretmesi nedeniyle yerinin olmadığı kanaatindeyim.) Yazının ilerleyen noktalarında ise küçük İskender Benim Çocuğum belgeseline değiniyor ve beyaz perdenin queer bir tahayyülünün olduğunu bizlere ankara travestileri hatırlatıyor.
Dosyada son olarak dikkat çeken, Hüseyin Alemdar’ın Yeşilçam’dan seçtiği yüz filmlik listesini de içeren yazısı. Yazar, şiirsel bir dille anlattığı ve film repliklerinden verdiği başlıklarla okuması eğlenceli bir yazı kaleme almış. Yüz filmlik listesinde de, özel bir seçim mi bilinmez, ama ilk sıraya Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ını koyduğunu buradan hatırlatalım.
100 derken?
‘Türk sinemasının 100. yılı’ olarak lanse edilen bu yılın, aslında ne kadar tartışmalı olduğu çokça tartışıldı. İstanbul Modern’deki serginin ise ‘Türkiye sinemasının 100. yılı’ olarak sunulması tercih edildi. Varlık da ‘Sinemamızın 100. yılı’ başlığını tercih etti. Türk olmadıkları için görmezden gelinen, 20. yüzyıl başında Balkanlarda yaşayan Osmanlı vatandaşları Manaki Kardeşler’in filmleri, Varlık dergisi tarafından da ‘sinemamız’ diyerek geçiştirilmiş oluyor. Manaki Kardeşler’in 1905’ten itibaren çektikleri günlük yaşamdan kesitler, tarihi kişiler, yerel olaylar ve gelenekleri anlatan filmleri yerine, varlığı bile muamma ‘Türk filmi’ Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı’nı tarihsel olarak baz almak alelade geliyor bana.
‘Resmi’ sinema tarihinde yazılan ve yazılmayan bir noktadan sunulmasına rağmen, Varlık’ın bu dosyası Türkiye’de queer sinemanın tartışılması için büyük önem taşıyor.
Tartışmaya Lola + Bilidikid’in şu repliği ile de başlayabiliriz: Fakat travesti bunların hiçbiri ne de eşcinsel ve trans bireylerin günlük yaşamlarındaki gerçekliğe…
Proje en sonunda “Sinemada LGB istanbul travestileri
- Fikret, garı gibi. Bu ne kılık? (…) Bizi aldatıyormuşsun demek ki erkeğim diye, ha?!
- E ne yapacaktım? Benim gibi yalnız bir kadın, azgın kocalarınız da hep kıçımda. Ben de dedim ki, bu dünya erkeklerin dünyası. Eğer kadınlık onurunu falan koruyacaksan başka yolu yok, erkek ayağına yatcan.
- Kafam bulandı. Ama anladım galiba.Alıntıdır..

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti tüzüğünüzde varız , büzüğünüzde yokuz

Travesti tüzüğünüzde varız , büzüğünüzde yokuz

Dünyada gelişen eşcinsel hareket, Türkiye’ye Özal’lı dönemlerde sirayet edebildi. Özellikle travesti  mağduriyeti ve öldürülmesi üzerinden bir mücadele mecraı edinildi. Gey, yani eşcinsel erkek hareketi, LGBT parantezindeki bütün yönelim ve kimlikler için alan açan bir öncülük misyonu üstlendi. Zamanla eşcinsel erkek hareketinin hedefleri ve mevzileriyle, diğer cinsiyet kimliklerinin ve yönelimlerininki arasındaki paralellik silinmeye başladı. Hak ihlalleri mesela, münhasıran transları ilgilendiren bir konu haline geldi. Trans hak ihlallerine karşı kurulan örgütler, zaman içinde kökleşmeye ve kurumsallaşmaya başladı. Pembe Hayat, kurulalı 9 yıl kadar oldu. Ondan önce de  içinde, rüşeym halinde bir trans hareketinin varlığından söz edilebilir. Ama içinde yer aldıkları yapı, transların özgün mücadele performanslarını açığa çıkarmaya müsait değildi. Pembe Hayat’ı transların kendi özgün örgütlenme potansiyellerini keşfetmesini işaretleyen bir kilometre taşı olarak görmek lazım.
Transların örgütlü biçimde alana çıkması, toplumdaki değişik muhalefet gruplarının ve özellikle kadın hareketinin daha önce göremediği muhalefet alanlarının farkedilmesini sağladı. İnsanlar, toplumsal muhalefet alanının bu tuhaf görünüşlü yeni aktörlerine nasıl muamele etmek gerektiğine karar veremedi. Feministler, travesti hareketini kavrayamadığı gibi, transları sistemin verili yargılarını taklit ederek “dönüşmüş olanlar”, “dönüşmemiş olanlar” ve “yarı dönüşmüş olanlar” gibi bir gruplandırmanın içine yerleştirip, kadın hareketine nispetini tayin etmeye kendilerini yetkili saydı. Feminist kadın hareketinin içine kabul edilme krizi, trans hareketinin en büyük hayal kırıklığıdır. Kadın değil, ibne olduğumuz söyleniyordu. Transların alanlarda, feministlerle birlikte yürümesi, başlıca ideolojik tartışma konusu haline gelmişti.
Tokat yedik ve kendimize geldik
Bu reaksiyonun, bilhassa trans kadın hareketine sağaltıcı bir tokat attığı da söylenebilir. ankara travestileri , feministlerin onlara izafe ettiği “ibne” kimliğini canı gönülden sahiplendiler. Kadın olmanın, “kadınım” demekten başka bir şarta bağlı olmaması gerektiğini ısrarla ve dirençle haykırdılar. Buradaki tartışmada, transların argümanı özetle, kimin kadın olduğunu tayin etmek için kendilerinin feministlerden daha temelli tecrübe biriktirdiğiydi. Feministler kadınlıklarının doğuştan geldiğini ve ona yeni hiçbir formasyon ilave etmeleri gerekmeyecek biçimde elde ettiklerini düşünürken, trans kadınlar da elbette kadın olarak doğduklarını savunmaktan vazgeçmediler.
Son otuz yılda öldürülen kadınların yüzde 80’i, kocalarının kurbanı olmuş. Aynı istatistik, trans ölümlerinde de doğrulanıyor. Aslında şiddet aynı yerden geliyor. Aynı şekillerde ölüyoruz. Bir tek bu paralellik bile bizi yan yana getirmeye yeterli olmalı. Bu mümkün olamadı çünkü kadın hareketi buna hazır değil. Kadın hareketinin kendisininkinden başka vajina görmeye tahammülü yok. Çünkü kadın hareketi, kendi vajinasını sevmeyi bilmiyor. Onu, erkeğin vajinayı sevmesi gibi seviyor.
Tam olarak ayrışma noktaları neler? Birlikte yürüyemeyişinizin bariz sebepleri ne
Fuhuş ve seks işçiliği önemli bir ayrışma noktası olarak işaretlenebilir. Ben Türkiye’deki feminist hareketin beyaz bir karaktere sahip olduğunun gösterilebileceğini düşünüyorum. Kürt kadını da devreye girdi ve kadın hareketinin vurgusunu değiştirdi ama bu hareketin içinde hala bir orospu yok. Orospuluk münhasıran bir kadın iştigal alanıdır oysa. Bunların içinde köy kadını da yok. Bu ikisi kadınlığın temel tanımlayıcı öğeleri. Kadın hareketi, kadını, onu tanımlayan parçalarından soyarak kendini oluşturmaya çalışıyor. Dolayısıyla “kadın”, hareketin içinde olmayan asıl şey bir bakıma. Beyaz, üniversite mezunu, yabancı dil bilen bir topluluk, kadının sözünü kurma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Bu şekilde tarif edişim, evet, hiç hoş değil. Feminist bir kadın olarak bunları söylüyor olmaktan memnun değilim ama feminist hareket maalesef böyle. İçinde kadını da barındırmıyor. Kadınlık halleri refüze konusu ediliyor. Hareket, sadece kendini kurtarabilmiş kadını barındırıyor. Bu hareketin entelektüel zihin jimnastiği seansları dışında kendini ortaya koyabilmesi mümkün değil. Durum, bana böyle görünüyor.
travesti siteleri etnik kimliksiz
Kimlik mücadelesi yapıyor olmaları dolayısıyla trans hareketiyle Kürt özgürlük hareketi arasında kendiliğinden bir ittifak bulunduğu düşünülebilir mi?
Kürt hareketinin legal partileri LGBT’leri kucakladığını söylemeye bayılıyor ama trans hareketinin Kürt veya başka etnik kimlikleri barındırdığını düşünmek zor. Kürt hareketinden gelen motifleri LGBT’ye yedirmekte de zorluk var. Çünkü Kürt hareketi ziyadesiyle erkek bir hareket. Gerilla coşkusu filan devrede ayrıca. LGBT hareketininse bir orospu tandansı vardır. Tamamen zıt. Bir Kürdün dönme olmaya karar vermesi, iki kere dönmek gibidir. Başka bir erkeği daha öldürüyorsun. Kendiliğinden bir ittifak düşünülemez, çünkü etnik kimlik, transların dışlanma gerekçeleri arasında yer almamıştır. Cinsel kimlik ve cinsiyet yönelimi üzerinden başka bir nefret söz konusu. Translara yönelmiş nefret, etnik kimlik gibi detayları dikkate almıyor. Etnik kimliği dikkate almadığı gibi, din ve millet gibi üst kimlikleri de dikkate almıyor. Hiçbir Türk, ibne veya dönme olmayacağı gibi, hiçbir Kürt de ibne ya da dönme değildir. Onların içinden çıkmaz böyle şeyler. Askerle gurur duyulur, gerillayla gurur duyulur, başka bir sürü ıvır zıvırla gurur duyulur ama dönme olmakla gurur duyulmaz. Trans hareketi bir leş hareketi olduğu için, ona gurur duymaya vesile bir paye yakıştırılmamıştır. Leşlerin arasında etnik kimliğe bakılmaz. Pavyonlarda Kürt yoktur mesela. Beri tarafta, Kürtlük de transların en kolay vazgeçtikleri kimliktir. Pop sanatçılarının tarzlarını taklit ediyorsun, onlar gibi giyiniyorsun, bütün bunların üstüne kara Ortadoğulu yaftasını mı yakıştırırsın? İstanbul’da Kürt kökenli transların öncülük ettiği bir güzellik yarışması yapıldı mesela. Hem de, Diyarbakır’da bir güzellik yarışması düzenlenmesi girişiminin engellenmesinden hemen sonra. Verili güzellik algısıyla dalga geçme fırsatı olarak düşündüğümüz için önce biz de destekledik bu fikri. Mizah vurgulu bir girişim diye düşünmüştük. Ameliyatsız olanların, sakallı ve şişman olanların başvuruları reddedildi. Kürt kökenli translar yaptı bunu. Biz de organizasyonu boykot ettik doğal olarak.
Tüzüğünüzde varız, büzüğünüzde yokuz.
Kürt parlamenter siyasetinde bir LGBT açılımı var ama…
Tüzüğünüzde varız ama büzüğünüzde yokuz. Yokuz, çünkü halk henüz buna hazır değil. Halk beni sikmeye hazırken sorun yok. Katletmeye hazırken de sorun yok. Aynı halk, dillere destan sanat güneşlerimize bayılırken de hazırlıksız yakalanmıyor. Halk bana ne zaman hazır olacak? Diyarbakır’da 13-15 yaşındaki çocukların cinsel yönelimleri yüzünden dövülmesinin de gerekçesi bu. Halk hazır olmadığı için toplantılarda seks işçiliğinden bahsedilmesi sansürleniyor. Yani en azından çocuklara prezervatif kullanmaları gerektiğini söyleyin. Bir kere buradan başlayın. Kürdistan, bu çatır çatır kanayan sorunu konuşmuyor, konuşmaya niyetleneni de susturuyor. “Seks işçiliği yapma” demek, ayrı bir zulüm. Tüzükte böyle bir ibarenin yer alıyor olması iki kere kötü. Hiç olmaması tercih edilir. Yani tüzüğe almak kalleşçe oluyor biraz. Kalleşçe kelimesini kullanmak istemiyorum ama sen tüzüğünde LGBT’leri anarak benim için tek seçenek haline geliyorsun. Ben BDP’li veya HDP’li olmayışımı izah etmekte zorlanacağım. Bu ikiyüzlülüğün kendisidir aslında. Keşke beni tüzüğüne filan almasan. Senin karşında söyleyecek sözüm olurdu. “Tüzüğümde varsın” demek, görmemenin en görünür travesti haberleri hali.
Yani tüzükteki ibareyi referans göstererek kendine herhangi bir alan açamıyorsun, bunu bir hareket alanı edinmek için kullanamıyorsun, öyle mi? Pratikte karşılığı olmayan bir şey midir?
Pratikte bir karşılığa dönüşmüyor evet. Pratikte bir şeye dönüşmesi için zorlayanlardan biriyim ben. Kürt hareketini de zorluyorum, şu hareketi de, bu hareketi de.Bekleyelim hazırlansın o zaman. Kürt hareketi beni ne zaman kadın kabul edecek. Bunlar muallakta olan şeyler. Herkesin, “Buraları hızlı hızlı geçelim” dediği şeyler. İran’ın resmi tutumu, çok daha dürüst. İran’da ibne yok mesela. Ya kadınsındır ya da değilsin. Bence çok şereflice. İran en azından gerçek yüzünü gizlemiyor. Seni teşhis etmekten kaçınmıyor. Sen beni tanımlayamıyorsun bile. Kürt siyasal hareketi özgürlükçü bir hareket değil mi? Herkese, istediği özgürlükler vaat edilmiyor mu? Sen bu projeye, eşcinsel hareketi dahil edebilirsin. “Halk hazır değil” diye başlatılan bir cümle, bende Kürt fobisinden başka bir şey uyandırmıyor. Kürtler için ilk feda edilecek şey olduğumu düşünüyorum. Ortadoğu’nun göbeğinden, bütün dünyaya dalga dalga yayılabilirdi bu hareket. Halka, eşcinsel hareket yerine, hazır olduğu şey yeniden propaganda ediliyor, Kürt hareketi İslam ümmetçiliğini bir kez daha keşfediyor gibi görünüyor bana. Kürt hareketi…istanbul travestileri  Var mıyız, yok muyuz, neredeyiz? Yerimizi gösterin travesti bize. Bizi bir yere oturtmadan yarımsın. Hareketin tamamlanamamış. Ben yoksam sen yarımsın, tamamlanmamışsın demektir.
Enfeksiyondan korkuluyor
Birkaç ay önce, Trans ve Gay Onur Yürüyüşleri dolayısıyla Ramazan fiilen bir hafta geç başlatıldı, farkettiniz mi? Ezan seslerinin yankılandığı Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, ibneler tarafından işgal edilmişti. Dans ederek festival kutluyorlardı. Müslüman ümmetini bu virüs salgınından korumak gerekiyordu ve Ramazan geciktirildi. Bence HDP’de de korkulan budur. Bu nevazil karakterli salgın Kürtlerin de ağzına sıçar, Türklerin de. Türkleri de başka bir yere getirir, Kürtleri de. Her şeyin ağzına sıçar. “Namus neymiş ayol!” diye bas bas bağırır; üzerine titrediğiniz erdemlerin hepsini ayaklarının altına alıp çiğner.
travestiler , diğerlerinin içinde anonim kimliklerle mi yer alıyor?
Hayır. Etnik kimliksiz olmalarına rağmen Türkiye’deki Kürt transseksüellerin, bu kimlikle teşhis edilebilecekleri alanlar da var. Translarla Kürt kimliği arasında bir ilinti arayacaksak eğer, mafya halinde örgütlenmekte gösterdikleri beceriyi anmak gerekir. Seks işçiliği piyasasının rekabet koşullarına özgüdür bu oluşumlar. Kürtler sanırım, pek itibarlı kabul edilmeyen başka iş sahalarında da benzer şekillerde bir örgütlü hareket etme refleksi ortaya koyuyor. Dil ve kültür ortaklıklarının bu oluşumların ortaya çıkışında rol oynadığı düşünülebilir. Ama seks işçiliği alanındaki Kürt paydalı oluşumların, diğer iş alanlarından farklı olarak Kürt kadının ayırt edici karakteristik özelliklerini yeniden ürettiğini görebiliyoruz. Travestiler ayrıca, Kürtlüğün tasfiyesi anlamına da geldiğinden, paradoksal biçimde Kürtlerin itinayla dışında tutulduğu alanlara giriş müsaadesi sağlar. Translarla Kürtlük arasındaki ilintilere eğilirken, bu noktayı da belirtmek gerekiyor. Bu biraz, işgal kuvvetlerinin, fahişeleri direnişçilerle aynı kefeye koymaması gibi bir durum. Translar adına bu kazanımı küçümsememek gerekir. Buradan giderek, toplumun orta ve üst tabakalarına sızma imkanları yakalayabiliyorlar. Hatta genel olarak transların ama bilhassa Kürt transların hayatta kalabilmeleri, bu imkânları en iyi şekilde değerlendirip, nezih semtlere kapağı atabilmelerine bağlı gibidir. Alıntıdır.

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , ünlü popçu herşeyiyle dikkat çekiyor

Travesti , ünlü popçu herşeyiyle dikkat çekiyor

Geçtiğimiz yıl Eurovision’da birinci olan sakallı ‘kadın’ Conchita Wurst’ten sonra yeni trend travesti Azis Milana oldu. Videoları, YouTube ve sosyal medyada izlenme rekorları kıran Bulgaristanlı sanatçının ünü, tüm dünyada yayılıyor.
Bulgaristan'da onu tanımayan yok, dünyada ise ünü hızla yayılıyor. Sesi, giyimi ve farklı tarzıyla Bulgaristan'a sığmayan ve dünyaya açılan Azis Milana, kendi ülkesinde öyle bir hayran kitlesi var ki, ünlü popçu, internet üzerinden yapılan bir ankette “21. Yüzyılın en büyük Bulgar’ı” seçildi. Şimdi ise sosyal medya aracılığıyla tüm dünyada milyonlarca hayrana sahip. Türkiye’de de geniş bir hayran kitlesi travesti siteleri  oluşturan Bulgar popçu, hem dış görünüşüyle hem de sesiyle oldukça dikkat çekiyor
Attığı her adım ülkesinde ses getiren gey popçu, erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti. Ardından onunla evlendi. Fiziğiyle, makyajıyla ve giyim tarzıyla ön plana çıkmasıyla birlikte Bulgaristan’ın en çok tanınan ismi oldu.
Erkek arkadaşıyla evlendikten sonra bir de çocuk sahibi olmak isteyen Azis, en yakın arkadaşının taşıyıcı anneliği kabul etmesiyle bu hayalini de gerçekleştirdi.  Azis Milana, Türkiye'de de "Zabravi me", yani “Unut Beni” adlı şarkısıyla  ünlendi
Türkiye'de Tarkan,Serdar Ortaç neyse Bulgaristanda'da Azis O.
Tam adı Azis Milana. Azis öncelikle makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesini meşhur etmeye yetti…
"Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı travesti ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve istanbul travestileri ardından da onunla evlendi.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Tam adı travesti  Azis Milana. Azis öncelikle fiziğiyle, makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesi meşhur etmeye yetti bir de "Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek  öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve ardından da onunla travesti resimleri evlendi.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis, Müzik dışında televizyon programlarında da yer aldı. Kocası ile Bulgar BBG'sine katıldı, 19 gün sonra kendi isteğiyle evden ayrıldı. 2008'de kendi talk-show'unu ulusal kanalda ankara travestileri yayınladı. Yine 2006'da otobiyografik kitabı "Ben, Azis"i çıkardı. Kitap pornografik içeriği ile dikkat çekti.
Azis, 2005'te Euroroma partisine üye olarak politikaya atıldı. Partisi Bulgaristan Çingenelerinin haklarını savunuyordu. 2005 yazında seçimlere katılsa da yeterli oy alamayıp Bulgar parlamentosuna giremedi. 2007'de Sofya'nın o zamanki belediye başkanı Boyko Borisov, Azis ve kocasının üstsüz öpüşürken yer aldığı bir reklamı billboard'lardan kaldırdı. Borisov, reklamı çıplaklık yüzünden kaldırdığını açıklasa da Bulgaristan'daki gey ve lezbiyen dernekleri asıl nedenin eşcinsellik olduğunu söyleyerek protesto travestiler ettiler.
2006'da yayınlanan bir TV programında, tüm zamanların en büyük 21. Bulgarı seçildi. Aynı listede 12. sıradaki futbolcu Hristo Stoiçkov'dan sonra ikinci yaşayan en büyük Bulgar oldu.Alıntıdır.

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti, Travesti Siteleri, Travestiler kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , günün sonunda yastığa başımı huzurlu koyuyorsam

Travesti , günün sonunda yastığa başımı huzurlu koyuyorsam

Erkeklerde küpe modası Türkiye'de başladıktan sonra, modaya ben de kapılarak 2007'de ilk mıknatıslı küpemi takmıştım. O yıl, yaz tatilinde Eskişehir'deki akrabalarımızı ziyarete gitmiştik. Sanıyorum günlük tanınmış olduğumuz çevreden uzakta olmak bana cesaret vermişti ki kendime hemen mıknatıslı küpe almıştım. Akrabalarımızın yanına dönünce, ablam bana küpeyi sol kulağıma takmam gerektiğini söylemişti. Neden diye sorunca; 'Sağ kulağa travesti ler takıyor.' yanıtını almıştım ve o zamanlar kendimi inkâr ettiğim için küpeyi direkt sol kulağıma taktım.
İstanbul'a dönünce, mıknatıslı küpelerin kulaktan sürekli düşmesi sebebiyle kulağımı deldirmeye karar verdim. Yine sol kulağımı deldirdim ve çeşit çeşit küpeler taktım. Aslında farkında olmadan, kendi eşcinselliğimi sol kulağımda yaşıyordum. Özellikle sol kulağıma taktığım büyük halka küpelerin ben yürürken sallanması, bu durumun yaşıtım erkeklerinin dikkatini çekmesi ve bana bakmaları… Bunlar, eşcinselliğimi inkâr ederken, yine aynı anda eşcinselliğimi yaşayış travesti haberleri şeklimdi
Gel zaman, git zaman… Sol kulağıma taktığım 1 küpe yetmedi. Sol kulağımdaki deliğin üzerine bir delik daha yaptırdım ve sol kulağıma 2 küpe takmaya başladım. Kulağıma gelen dikkatlerle, topluluk içinde adeta çocuğunu tokat tehdidi ile baskılayan dominant bir anne gibi baskıladığım eşcinselliğimi rahatlatıyordum. Tabi işin kötü bir yanı vardı. Babam hiç iyi bakmadı küpe takmama(tipik tutucu babalar gibi). Onun yanında halâ küpe takmam. travesti Dışarıda taktığımda ise, şans eseri karşılaşmışsak istanbul travestileri  ve görmüşse, o hafta zehir etmeye çalışır bana…
Neyse efendime söyleyeyim, zaman geçtikçe iki küpe de yetmedi. Sonra sol kulağımın kıkırdağını deldirdim. Kendini iyi hissetme, dikkat çekme vs. süreçler devam etti haliyle.
Ama son 1 aydır bir şeyin farkına vardım. Ben aslında ikiyüzlüymüşüm. Ben, korkağın tekiymişim. Ben bir eşcinselim ve eşcinsel olduğum hâlde sağ kulağım halâ delik değil!
Konuya devam etmeden önce, eşcinseller ve sağ kulağa takılan küpe ile ilgili bildiklerimi aktarayım. 60 ve 70'lerde eşcinselliğin yasak olduğu İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde, eşcinseller cinsel yönelimlerini belli etmek adına küpelerini sağ kulaklarına takarlarmış. Hatta ceketin cebine konan mendiller, mendillerin renkleri veya mendilin sağ cebe- sol cebe takılması gibi çeşitli mesajlaşma yöntemleri kullanılmış. Sonuç olarak; ankara travestileri erkeklerin sadece sol kulağına küpe takmasının arkaplanında işte bu tarihler yatıyor.
Asıl üzücü olan; benim yaptığım gibi eşcinsellerin sadece sol kulaklarına küpe takmaları. Günümüz Türkiye'sinde belki artık çok önemli bir konu gibi görünmeyebilir. Ama bu dönüp dolaşıp yine eşcinsellerin, hayat oyununu heteroseksist sistemin sahasında ve heteroseksist kurallara göre oynadığı gerçeğine geliyor.
Bugün Mabel Matiz'in sadece sol kulağına küpe takması, benim aynı şekilde sol kulağıma takmam… Bu örnekler çoğaltılabilir. Yaptığımız tek şey, ikiyüzlülük.
Evet… Hiç kimse eşcinsel harekette bulunmak zorunda değil. Hatta eşcinseller bile. travesti siteleri  Ama bunun tersi olan heteroseksist hareketinin bir normunu yaşatıyorsa bir eşcinsel, ondan bir şeyler beklemek hakkım, hakkımız. Yani hiç kimse, hiç bir kimseye; 'Sen sağ kulağına küpe tak, eşcinselliğini ifşa et-belli et' gibi bir yaptırımda bulunamaz. Ama sadece sol kulağa takmak da samimi değil. Belki farkında değilsinizdir benim 20. yaşımdan bu yana farkında olmayışım gibi. Ama bu yazımı okur da farkına varırsanız, ne mutlu bana.
Bu arada bu hafta sağ kulağımı da travestiler deldireceğim. Yoksa bunca yıl felsefeme ters düştüğüm gerçeği beni hayrete düşürmeye devam edecek. Çünkü ben, sadece günün sonunda yastığa başımı huzurlu koyuyorsam, yaşıyorum.
Yaşamanız dileği ile… Alıntıdır.

Ankara Travestileri, İstanbul Travestileri, Travesti, Travesti Siteleri, Travestiler kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın